27 Haziran 2011 Pazartesi

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak  tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama  başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar  gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar  ama bu seferde  donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kâh yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
KISACA ;Bizim de uzun dikenlerimiz var.

Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.

Bazen faydalı, bazen de zararlı.

Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek  kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.  

Aynen kirpiler gibi...

 
(Alıntı)

11 Haziran 2011 Cumartesi

Delikanlı bilgisayar kullanıcısı

-Hiçbir zaman yardım menüsünü kullanmaz.
-IP'sini gizlemez.
-Spyware'le antivirüsle uğraşmaz, gerekirse format atar.
-Işıklı kasa kullanmaz.
-Markalı pc almaz, kendi bilgisayarını kendi toplar.
-Ekran koruyucuyla işi olmaz
-Ctrl+Alt+Del ile uğraşmaz, direk reset atar.
-Birçok işlem için mouse yerine klavyesini tercih eder.
-Shift+Del ile siler, geri dönüşüm kutusunu kullanmaz.
-İnternette sörf yapmaz, en fazla tavla oynar.
-Ayarları kurcalamaktan hiç bir zaman kaçınmaz.
-Yamasını kendisi yapar, internette yama aramaz.

9 Haziran 2011 Perşembe

dibine kadar acı...

Tam da beklemediğin anda gelir ve gider
dünya dönmüyordur zaten çoktan bırakmıştır
öylece duruyordur benim durduğum gibi
herkesin yerli yerinde durduğu gibi
yerimizde sayarak geçirdiğimiz yıllar boyunca
karanlığın iyice yükselişi yerden
hiçbir şeye sahip olamamak
hiçliğe bile
sadece koridorda yan yana yürüyen insanlar gibi
hiçbir yere ait olamamak
hiçbir şeye başlayamamak
yerinde sayarak geçirilen yıllar
karanlığın kıçına dek gelişi
asla bilmediğin
ve asla bilmeyeceğin bir yer olduğunu bilerek
uzakta
ait olduğun
ve benimseyebileceğin
yanında uyuyan kadını benimsediğin gibi en az
asla bilmediğin
ve asla bilmeyeceksin
asla görmeyeceksin o yeri
asla gitmeyeceksin
ve bir hiç gibi çürümeye devam ederken bu topraklarda
üstünde yürüdüğün bütün yollar
yanından geçtiğin bütün insanlar
göğsündeki kalpsizliği hissettiğin bütün kadınlar
seni terk etmiş olacak
sıcak bir kış günü
buz gibi bir yaz gecesi düşünürken bunları
ne sen beklediğin kadar iyi
ne de dünya beklediğin kadar iyi
olduğu yerde sayarken herkes
ve kazık yiye yiye yemeyi öğreneceksin
daha da fazla ilerlerken
bu asfalt yerde
basamakta durduğun her an
otomatik kapılar çarparken yüreğine
hiçbir zaman
hiçbir şeyi yerli yerine koyamayacağını görmek
ve bilmek
asla düzelmeyeceğini
bi an için düzelse de uzun sürmeyeceğini
duvarların arasına sıkışmışken ölesiye
ölesiye yediğin yumruklar
beynine
zihnine geriye kalan bir tutam yüreğine
ve yediğin her şeyi
ama her şeyi
ama her şeyi
lanet olsun ki
her şeyi sindirirken
bu boktan dünyada
daha ne kaldı geriye dersin
yiyebileceğin
ama bitmemiştir,
hiçbir zaman
bitmeyecektir
geriye kalan kimse yoktur
senden başka
bunu çekecek
bunu hissedecek
ve bir asalak gibi konacak yer bile bulamayan
gerizekalı bir beceriksiz olduğunu keşfedecek
sadece kendi kanını emebilirken sen
ve dünya olduğu yerde tango yaparken
seninle taşak geçip
tanrı suratının ortasına boşalırken
umursamadan
günahı veya sevabı
açtığın sayfada
okuduğun kitapta
yaşadığın yerde
düzdüğün kadında
seni kurtaracak hiçbir şey yoktur oysa
sadece daha fazla ıstırap
ve bitmişlik hissi
hissizce bitmişsindir zaten
hiçbir şey geçmemiştir
ve çok şey gelmiştir
üstüne üstüne
bi jokeyin koşturduğu at kadar iyisindir ancak
gece yarısı nereye gideceğini bilmeyen insan kadar iyisindir
aldatılmadığını hayal eden bir adam kadar iyisindir
ama hepsi gerçektir
sürecin parçası
varoluşun kokuşmuş göstergesi
ve hiçbirinin başaramadığını bilirsin
sana hayata dair tüm gerçekleri sunan
albert, Charles, fante, bok püsür
herkesin bir şekilde yırtmak için
yaşadığını
yırtmak için direndiğini
ve aslında
bütün kahramanlarının
intihar edemeyecek kadar korkak olduğunu
ve bi gün ansızın
otururken
elinde hiçbir şey yokken
hiçbişeye sahipliğin bilincinde
keşfedersin
aslında hiçbir zaman
iyi hissedemeyeceğini
bütün geçmiş zamanların
ve gelecek zamanların
ve şimdiki zamanların
sana okulda öğretildiğinden farklı olduğunu
ansızın keşfedersin işte
benim gibi
sıcak bi Antalya gecesinde
aşık olduğun kadının yanında yatarken
ne kadar mutsuz olduğunu
ve o günden beri mutsuzsundur aslında
ve asla değişmeyecektir
seni mutlu eden şeylerin
tek tek elinden kayıp gittiğini
geriye bir şey kalmayana dek eridiğini
keşfedersin
duvarlar ilerlemeye devam eder
duvarlar ilerlemeye devam eder
ve lanet olası duvarlar
ilerlemeye devam eder
sen dur demene rağmen
sözünü bugüne dek dinlememiş hiç kimse gibi
dinlemeyecektir sözünü
ta ki arasında ezilene dek
ta ki beynin patlayıp dünyanın sonunu göremeyene dek
ta ki hiçbir boku doğru düzgün yapamadığını
hiçbir boku doğru düzgün yaşayamadığını
anlayana dek
ta ki yerinde sayan herkes gibi
toz bulutu haline gelene dek
bi bar sandalyesinde
biranı içerken
nerede hata yaptığını düşünene dek
barın en köşesinde sıkıştığını görene dek
evinde en köşede sıkıştığın
sokakta en köşede sıkıştığın
işinde en köşede sıkıştığın
hayalinde bile köşede sıkıştığın
yatağın en ucunda sıkıştığını hissettiğinde
keşfedersin işte
benim keşfettiğim gibi
ama patentini bile alamazsın
hiç kimsenin ilgilenmediği bu boktan keşfin
hiçbir şeye sahip değilsindir
çünkü ortalama günde 500 milyon acı çekiyor olabilir
binlerce surat değişiyor olabilir
hiçbir şey yerli yerine oturmuyor olabilir
taş taş üstünde kalmıyor olabilir
hiç kimse senin kadar yalnız
ve çaresiz görünmüyor olabilir
hiçbir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını
ama her şeyin aslında
göründüğü gibi olduğunu keşfettiğinde
açtığın şişenin
içtiğin biranın
sevdiğin kadının
tüm yüreğinle
ve beyninin kalan kısımlarında iyi davrandığın insanın
sana hiç iyi davranmadığını keşfettiğinde
bütün bunların bir oyundan
ibaret olduğunu keşfettiğinde
ve lanet oyunu aslında seyretmek için
bilet parası ödeme zahmetine giren tek bir kişinin
bile olmadığını keşfettiğinde
bütün sürüler
bütün bitmişler
bütün koyunlar
bütün ölüler
ve ölümlüler kadar
basit olduğunu gördüğünde
keşfedecek bir şey kalmamıştır zaten
artık geriye..

6 Haziran 2011 Pazartesi

ördeğe basmanın cezası - fıkra

Üç kadın arkadaş bir kaza sonucu aynı anda hayatlarını kaybedip cennete giderler.
Cennetin kapısında onları karşılayan melek:

 'Bizim burada uymanız gereken tek kural var..
O da ördeklere dikkat edin sakın üstlerine basmayın' der.
Sonra kapı açılır üç kadın cennete girerler.
Gerçekten de etrafta ördekdoludur. Üstlerine basmamak adeta imkansızdır.
Dikkat etmesine rağmen kadınlardan biri kazayla bir ördeğin üstüne basar.
Hemen Cebrail belirir.Yanında son derece çirkin bir adam vardır. Kadını kolundan adama
kelepçeler ve:Ördeğin üstüne basmanın cezası olarak sonsuza kadar bu
çirkin adama kelepçeli olarak yaşayacaksın' der.

İkinci gün kadınlardan biri yine kazayla bir ördeğin üstüne basar ve
Cebrail anında yanında çok çirkin bir adamla gelip onları kadına ceza olarak birbirlerine kelepçeler.
Üçüncü kadının gözü bu olaylardan çok korkar. Diğerlerinin akıbetine
uğramamak ve sonsuza kadar çirkin bir adama kelepçelenip yaşamamak
içinher attığı adıma acayip dikkat etmeye başlarAradan aylar geçer ve hiç
bir ördeğin üstüne basmaz.

Derken bir gün Cebrail belirir. Bu kez yanındaboylu poslu inanılmaz derecede yakışıklı bir adam vardır.
Cebrail hiçbir şey söylemeden yakışıklı adamla kadını kelepçeler ve yine birşey
söylemeden çeker gider.

Kadın artık mutluluktan uçmaktadır.O güne kadar gördüğü enyakışıklı adamla kelepçelenmiştir.
Adama döner ve: 'Ben acaba ne yaptım da sonsuza kadar senin gibi güzel bir adamla birlikte olmayı hak
ettim' der.

Adam suratı asık bir şekilde cevap verir:Vallahi seni bilmem ama ben az önce bir ördeğin üstüne bastım.

4 Haziran 2011 Cumartesi

ALKOL ALIMINA BAGLI BOZUKLUKLAR ve TEDAVI YÖNTEMLERI

 
Belirti             : Ayaginiz islak ve soguk
Sebep           :
Bardak yanlis aciyla tutuluyor.
Çözüm          :
Bardagin agzini yukariya gelinceye kadar çevirin.

Belirti             :
Önünüzdeki duvarda lambalar var.
Sebep           :
Zeminde yatiyorsunuz.
Çözüm          :
Vücudunuzu zemine 90° açi yapacak sekilde konumlandirin.

 
Belirti             : Zemin bulanik görünüyor.
Sebep           :
Bos bir bardağa bakıyorsunuz.
Çözüm          :
Hemen bardagi sevdiginiz bir içecekle doldurun.

Belirti            : Zemin hareket ediyor.
Sebep           :
Sürükleniyorsunuz.
Çözüm          :
En azindan sizi nereye goturduklerini sorun.

Belirti             :
Ne zaman birisi konussa kulaginiz yanki yapiyor.
Sebep           :
Kulaginizi bardaga sokmussunuz.
Çözüm          :
Kendinizi maskara yapmayi birakin!

Belirti             :
Oda sallaniyor, herkes beyaz giyinmis ve müzik sanki tekrar  edip duruyor.
Sebep           :
Ambulanstasiniz.
Çözüm          :
Hareket etmeyin. Uzmanlar geregini yapar.

Belirti             :
Babaniz ve kardesleriniz yabanci gibi bakiyor.
Sebep           :
Yanlis evdesiniz.
Çözüm          :
Evinizin yolunu sorun.

1 Haziran 2011 Çarşamba

BASİT BİR MANTIK

Harvard Üniversitesi'nin mezunlar derneğinin NewYork'ta bir şubesi
varmış. Yüzlerce eski mezun öğlenleri gelip orada yemek yermiş.
Günlerden bir gün Harvard Üniversitesi rektörü NewYork'a işi düştüğünde
oraya yemek yemeye gelmiş. Tabii ki tanınmıyor.Kapıdan girmiş ve
vestiyerdeki yaşlı zenciye şapkasını, paltosunu ve şemsiyesini uzatmış.

Saygılı vestiyer memuru yaşlı zenci şapka, şemsiye vepaltoyu almış,
bembeyaz dişlerini gösteren bir selam ve gülücük sarkıtarak, eşyaları
kabul etmiş, ama hiçbir fiş,bilet makbuz vermemiş.Rektör şaşırmış ama
bir şey dememiş. Nasıl olsa çıkarken bana yanlış giysileri verirler diye
düşünmüş, o zaman da zaten buranın müdürü benim ile beraber dışarıya
gelecek olduğu için, onu ikaz ederim ve fiş sistemini başlatırlar
yaklaşımına girmiş.

Gerçekten de mezunlar derneğinin müdürü onun yanına gelmiş, beraber
yemek yemişler, yemekten sonra da müdür rektörü kapıya kadar çıkartmış,
kapıda vestiyere gelmişler, rektör yaşlı zencininönüne dikilip,
malzemelerini istemiş, zenci gene müthiş dişlerini gösteren gülücüğünü
saçarak vestiyerin arkasına geçmiş ve doğru şapka,doğru palto ve doğru
şemsiyeyi getirerek rektörün eline tutuşturmuş. Tabiirektör fena halde
bozulmuş. Çünkü doğru malzeme kendisine geriverilince itiraz senaryosu
çalışmıyor, nutuk atılamıyor, müdür ikaz edilemiyor.Duruma bozulan
rektör gene de kurcalamaya çalışmış.

- Bu şapka, şemsiye ve paltonun benim olduğunu nereden biliyorsunuz?
diye sorarak hırçınlanmış. Zenci gene dişlerini ve saygılı selamını
sarkıtarak;

- Bunların size ait olup olmadığını bilmiyorum efendim! demiş.

İşte şimdi yakaladım! diye aşka gelen rektör derhal saldırmış: O zaman
bunları neden bana verdiniz? Zenci bir kere daha gülücük ve diş dolu
selamını saygı ile vererek yinelemiş

- Çünkü onları bana siz vermiştiniz!

Diploma, apolet, unvan, uzmanlık falan filan hiçbiri önemli değil.
Hayatta başarı için gerekli olan basit ve sağlam bir mantıktır