22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kıçınızdan Çıkan Çeşit Çeşit Bokun Listesi...

hayalet bok: sictiginizi zannedip de tuvalete baktiginizda goremediginiz bok.

temiz bok: sicip tuvalette gordugunuz ama kiciniza bulaşmayan bok.

vicik bok: ozellikle eger bati dunyasinin taharet musluguna sahip olmayan tuvaletlerinden birindeyseniz 50 kere sildikten sonra hala kicinizda kalan bok ceşidi. eger kicinizi yikama imkanina sahip degilseniz, kicinizla donunuz arasina tuvalet kagidi koymaniza neden olan bok.

ikinci dalga: tam sicip ayaga kalkmişken daha kakaniz oldugunu anlamaniza neden olan bok



>diet bok: o kadar cok sicarsiniz ki 3-4 kilo kaybedersiniz. işte o bok.
>
>anaconda: o kadar uzundur ki, tuvalet fircasiyla parcalara ayirmadan sifonu 
>cekmeye korkarsiniz. (cunku
>sifondan gelen su anacondaya carpip her tarafa sicrayabilir)
>
>tersine havai fişek gosterisi: cok kisa bir zamanda icinizdeki bok
>parcaciklarini bol gazla birlikte fişkirttiginiz durum. genelde tuvaletin
>her tarafinin kirlenmesine ve “bu muydu?” demenize sebep olur.
>
>misir boku: eh… misira benzeyen bok.
>
>ah keşke sicabilseydim boku: bu bok kicinizdan cikmamakta israr eder ve
>uzun sure oturmaniza ve bir kac kere osurmuş olmaniza ragmen icinizde
>kalir. kabizlikla yakindan alakasi olsa da kabiz olmadiginiz durumlarda da
>bu boktan uretebilirsiniz.
>
>demir bok: cikarken o kadar cok acitir ki, cikan şeyin demirden ve
>enlemesine cikiyor oldugunu duşunursunuz.
>
>islak popo boku: bu bok kicinizdan o kadar hizli cikarki, tuvaletteki suyu
>poponuzun her tarafini az cok islatacak şekilde sicratir. bu sicişin
>ardindan duş almak dinimizce tavsiye edilmektedir.

>sivi bok: adi ustunde kicinizdan cikan kahverengi siviyla tuvaletin her
>tarafini berbat etmenize neden olan bok. o kadar sividir ki, bunu işemenin
>mumkun oldugunu duşunursunuz.
>
>bol sarimsakli işkembe boku: o kadar kotu kokar ki, evin tamamini
>havalandirmak icap eder. bu bokun muhtemel nedeni icerken yediginiz onlarca
>sarimsakli mezenin ustune ictiginiz bol sarimsakli işkembe cormasidir.
>
>sosyete boku: koca cussesine ragmen kokmadigi duşunulen bok.
>
>kucuk şirin pipildekler: ozellikle kamuya acik tuvaletlerde sictiginizda,
>defalarca sifon cekmenize neden olan bok. iki uc kere sifonu cekmiş
>olmaniza ragmen, hala bazi kucuk top gibi parcaciklarin suda yuzdugunu
>gorursunuz.
>
>isyankar bok: bu osurmaya calişirken kacirdiginiz boka verilen isimdir.

>genelde evinizde degilken başiniza gelir ve donunuza bulaştigi icin butun
>gun sizi rahatsiz eder.
>
>komando bok: kicinizi temizlerken, poponuzun kenarina asili kalarak
>duşmemeyi başarmiş olan oldukca buyuk bok parcasina verilen isim.
>
>buzul boku: yarisi suyun icinde yarisi da suyun dişinda duran bok.
>
>gulle bok: cok kuvvetli bir osurukla birlikte kicinizdan firlayan buyuk bok
>parcasina verilen isim. genelde klozetin kirilip kirilmadigini kontrol
>etmenize neden olur.
>
>şakaci bok: kicinizdan cikar gibi olur, fakat cikti sanip gevşediginizde
>geri girer. yarisi gozukur, sonra tekrar iceri girer. bunu cikarmak pek
>zordur. en iyi yontem yarisini cikarmayi başarinca cikan ksimini tuvalet
>kagidi ile silmektir.
>
>keci boku: kucuk kucuk parcalar halinde cikan ama sic sic bitmeyen bok. bir
>nokta da sikintidan sicmayi birakirsiniz, cunku hic bitmeyecek gibidir.
>
>simge boku: kicinizdan yavaş yavaş cikar ve yayila yayila serilir. kalkip
>baktiginizda kesin bir harfe ya da simgeye
>benzetirsiniz.
>
>yanici bok: kicinizi o kadar cok yakar ki, kibrit caksaniz yanacagina emin
>olursunuz.
>
>cifte yogunlukta bok: sicitiklarinizin bir kismi su da yuzerken, bir kismi
>suya batmiştir. aralarda bazi “buzul bok”larina da rastlanir.
>
>tikac: sictiginizda tuvaleti tikayan, sifonu cekince de suyun taşmasina
>neden olan nadir bok ceşidi. uzun sureli kabizliktan sonra iyi bir siciş bu
>etkiyi gosterebilir.
>
>ruyalarinizin boku: uzun sureli kabizliktan sonra hayal edeceginiz bok
>ceşidi.
>
>beton: ruyalarinizin bokunun hayata gectigi bok. bazen tikac şeklinde de
>gorulebilir.
>
>kayip bok: sictiktan sonra dogrudan tuvalet deliginden gecip gozlerden
>kaybolan bok.
>
>gokkuşagi boku: ceşit ceşit renkte meyve sebze etc.yi yedikten sonra iyi
>sinderemeden sicarsaniz oluşacak olan bok..
>
>sarkit: sicarken kicinizdan ayrilmayan, bir sure asili kalan bok.
>biraz sallanarak duşurmeye calişabilirsiniz.
>
>utangac bok: tam sicacakken, tuvalet kapisinin onunde birileri oldugunu
>hissettiginizde iceri kacan bok.
>
>uyuşturucu bok: cok uzun surede ciktigindan ayaklarinizin uyuşmasina neden
>olan bok.
>
>beklenmedik misafir: tam işerken kicinizdan kacan bok.
>
>gokgurultusu: bu bok kicinizdan cikarken o kadar cok ses cikarir ki hem
>inanamayip gulumsersiniz, hem de ev ahalisine rezil oldugunuz icin kontrol
>etmeye calişirsiniz fakat kontrol etmeye calişikca daha cok ses
>cikarabildiginizi anlayip daha cok gulumsersiniz.





18 Ağustos 2012 Cumartesi

Tamamen gerçek mahkeme tutanaklarıdır...


SORU : Doğum tarihiniz nedir? CEVAP: 15 Temmuz
SORU : Hangi yıl?
CEVAP : Her yıl

SORU : Hastalığınız hafızanızı etkiliyor mu?
CEVAP : Evet
SORU : Peki ne şekilde etkiliyor? CEVAP : Olayları unutuyorum.
SORU : Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verebilir misiniz?

SORU : Sizinle yaşayan oğlunuz kaç yaşında? 
CEVAP : Ya 38 ya da 35 Hangisi olduğunu hatırlamıyorum.
SORU : Ne kadardır sizinle yaşıyor?
CEVAP : 45 yıldır...

SORU : Kocanız uyandığı zaman, size söylediği ilk şey neydi?
CEVAP :Bana ''Neredeyim ben, Canan?'' dedi. SORU : Peki bu niçin canınızı sıktı?
CEVAP : Çünkü benim adım Suzan...

SORU : Korna çaldınız mı?
CEVAP :>Kazadan sonra mı?
SORU : Kazadan önce.
CEVAP : Tabii; 10 yıl boyunca...

SORU : Kadının üç çocuğu vardı değil mi?
CEVAP : Evet.
SORU : Kaçı  erkekti?
CEVAP : Hiçbiri.
SORU : Hiç kız çocuğu var mıydı?

SORU : Merdivenlerin bodrum katına indiğini söylediniz. CEVAP : Evet.
SORU : Aynı merdivenler yukarı çıkıyor muydu?

SORU : İlk evliliğiniz nasıl sona >erdi?
CEVAP : Ölümle.
SORU : Ölen kimdi? > >

SORU : Saldırganı tarif eder >misiniz?
CEVAP : Orta boyluydu, sakalı vardı.
SORU : Kadın mıydı, erkek miydi? > >

SORU : Vücudu incelediğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? >CEVAP : Otopsi 18.30 da başladı.
SORU : Adam ölüydü değil mi?
CEVAP : Yok, masada >oturmuş, neden üzerinde otopsi yaptığımı merak >ediyordu!

7 Ağustos 2012 Salı

Satış


Diplomatin biri fakir bir adama gider ve:
>
>- Oglunun evlenmesini saglayabilirim, der.
>
> Fakir adam yanitlar:
>
> -Asla oglumun hayatina karismam.
>
> -Ama kiz Lord Rothschild'in kizi.
>
> -O zaman baska...
>
> Diplomatin siradaki duragi Lord Rothschild'dir:
>
> -Kiziniz icin bir kismet buldum Lordum.
>
> -Ama benim kizim evlenmek icin cok kucuk.
>
> -Ama bu delikanli hali hazirda Dunya Bankasi Baskan Yardimcisi.
>
> -O zaman baska...
>
> Diplomat bu sefer solugu Dunya Bankasi baskaninin yaninda alir:
>
> -Size baskan yardimcisi olarak tavsiye edecegim bir delikanli var.
>
> -Ama benim simdi ihtiyacimdan fazla baskan yardimcim var zaten.
>
> -Ama bu cocuk Lord Rothschild'in damadi.
>
> -O zaman baska...

5 Ağustos 2012 Pazar

Sütanne - fıkra


Adam evlenir, 10 sene geçer çocuğu olmaz. Yurtdışına
>>>>göreve gider.
>>>>
>>>>Hanımından gelen mektupta hamile olduğu yazılıdır. Yurda döndüğünde ise
>>>>hanımı doğurmuştur ama çocuk zencidir.
>>>>
>>>>Hanımına sorar:
>>>>
>>>>"Hanım ne sizin sülâlede ne de bizim sülâlede zenci değil, esmer bile 
>>>>yok;
>>>>bu iş nasıl oldu?"
>>>>
>>>>Hanım:
>>>>
>>>>"Çocuğu doğurduktan sonra sütüm gelmedi mecburen bir sütannesi tuttuk,
>>>>onun sütünü emdi. Sütanne zenciydi herhalde bu yüzden böyle
>>>>oldu" der.
>>>>
>>>>Adam ikna olmuşa benzer ama içinde yine de ufak bir kuşku vardır ve 
>>>>"bunu
>>>>bilse bilse annem bilir" düşüncesiyle annesine sorar.
>>>>
>>>>Anne:
>>>>
>>>>"Olmaz olur mu oğlum, tabii ki olur. Seni doğurduğumda benim de sütüm
>>>>gelmemişti ve inek sütüyle beslemiştim. Bak boynuzların çıkmaya başlamış
>>>>bile!"

2 Ağustos 2012 Perşembe

ZEKİ KADINLAR

 KARI & KOCA   


Bir çift hiç konuşmadan arabayla yolda gitmekteydi. Daha önceki bir tartışma münakaşaya dönüşmüştü ve hiçbiri teslim olmak istemiyordu. Keçi, katır ve domuzlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken koca, alaycı bir biçimde sorar: 'Akrabaların mı?’

Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, 'Senin taraftan akrabalarım'

KELİMELER


   Kocası karısına kadınların bir günde kaç kelime kullandığına dair bir makale okuyordu... ‘Erkeklerin 15,000 kelimesine karşılık 30,000 kelime’

Karısı yanıtladı: 'Sebebi erkeklere her şeyi tekrar etmek zorunda olmamızdır.'

Kocası karısına döndü ve sordu: 'Efendim?'

YARADILIŞ


  Bir gün bir adam karısına sordu: 'Aynı zamanda nasıl hem bu kadar salak, hem de bu kadar güzel olabildiğini anlamıyorum.'

Karısı yanıtladı: 'Açıklamama izin ver. Allah beni sen çekici bul diye çok güzel yarattı; Allah beni seni çekici bulayım diye çok salak yarattı!'


KONUŞMAMA CEZASI 


 Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı. Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine 'Lütfen beni sabah 5:00 da uyandır.' yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin 9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını farketti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken yatağın yanında bir parça kağıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan' yazmaktaydı.



Erkekler bu tip yarışmalar için yeterli donanıma sahip değiller. Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, ancak şaheserden önce her zaman bir kabataslak vardır.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Mutsuzluğa da var mısın?

"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun.
Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin"


deyince loş karanlıktaki ses, ben daha başlarken bittim, daha başlarken
daldım gittim zaten..
Sahne bir teras.. Masada bir kadın.. Ötede yüksekliğin başında bir erkek
ayakta. Önde teras duvarında bir başka erkek daha uzun oturmuş.. Önlerinde
kadehler.. Sigaralar.. Yanda bir piyano.. Başında bir piyanist.. Yanında iki
şarkıcı.. Hepsi sliuet gibi..
Cemal Süreya gecesindeyiz İş Sanat'ta.. Atila ve Mehmet Birkiye, Serdar
Yalçın'la bir araya gelip, harika "Şair" geceleri düzenliyorlar.. Duyunca
koşup gidiyorum.. Serdar çalıyor.. Bu gece operamızdan, Folklorama'dan
Hüseyin ve Özlem söylüyorlar, dünyanın en güzel aşk şarkılarını.. Hani
damardan.. Metin, Hakan ve Tilbe de Cemal Süreya'yı okuyorlar..


Cemal Süreya aşkı, cinselliği, erotizmi ve sevgiyi en çarpıcı, en duygulu
yazanlardan..
Gözlerini de alıp giden geliyor, gözlerimin önüne karanlıkta.. Gözleri
geliyor.. Işıl ışıl..
Gidince bitmiyor ki iş.. Gidince sevmek bitmiyor ki.. Belki asıl o zaman
başlıyor..
Yaşananları taşımak kolay.. Anılar zor.. Yok canım.. İlle de büyük anılara
gerek yok, hatırlamak için.. Çamların altındaki buseler falan değil.. Öyle
basit, öyle küçük şeyleri hatırlıyorsunuz ki.. Hatırlatıyor ki onu..
Bir gece yarısı eve gelmişiz. Dışarısı karlı.. Dışarısı buz gibi.. Apartman
kapısından giriyoruz. Saniye sonra sıcacık yuvamızda olacağız. Kapımızın
kilidine anahtarı sokmak yerine asansöre koşuyorum.. Çağrı düğmesine basmamı
şaşkınlıkla izliyor.. Mana veremiyor.. "Şaşırdın mı" diyor..
Bir zamanlar sekizinci katta oturmuştum. Soğuk gecelerde eve geldiğimde, üst
katta duran asansörün gelmesini beklemek, asır gibi gelirdi bana..
"Bizden sonra gelen olursa, o da çabuk kavuşsun evine" dedim, dönüp anahtarı
deliğe sokarken.. Sarıldı boynuma.. "Alem adamsın" dedi yanağıma dudaklarını
değdirirken..
"Seni biraz da bunun için seviyorum.." Apartman kapısından her girişte.. Tam
karşıda duran asansörün gene altıncı katta durduğunu gördüğümde..
Yani her gece eve girerken.. Yanaklarımda o sıcak nefes dolaşıyor sanki..


Sevmek hem de nasıl, hatırlamaktır!..
Hatırlamak beklemeyi getirir ardından..
Bitmiştir.. Bittiğini bilirsiniz.. Dönmeyeceğini de.. Gözlerini alıp
gitmiştir o.. Ama beklersiniz.. Kapının zilinin çalmasını beklersiniz..
Çalan telefonun ardından, cevap makinesinden onun sesini beklersiniz..
"Aloo.. Orda kimse var mı?." Orda kimse hep var.. Ama artık soran yoktur..
..ve de o kahrolası cep telefonu.. Eve gelirsiniz.. Mesaj işareti yanar
ekranında. Sarı bir zarf.. "Ondan mı?.."
O umut var ya.. O imkansıza dahi umutlanmak .. İnsanı ayakta tutan, yaşatan
umut.. Sizi durmadan beklemeye mahkum eden umut..
Lanet.. Bir reklam mesajıdır gelen.. Telefonu şömineye fırlatmak gelir
içinizden.. Fırlatmazsınız.. Ertesi günü beklersiniz..


Sevmek hem de nasıl, beklemektir..
..Ve beklenti acı getirir.. Günler, haftalar, aylar boyu beklemek acı
getirir.. Hele boşu boşuna beklediğini bile bile bekledin mi, acı derinden
vurur yüreğini..
İnsan mutluyken herşeyi ve herkesi sever. Ya da sevdiğini sanır.. Mutluluk
içinde sınanması mümkün değildir sevginin.. Ölçülmesi hele mümkün değildir..
Asıl mutsuzken, asıl yanında yokken, asıl bırakıp, gözlerini de alıp
gitmişken anlarsınız ne kadar sevdiğinizi.. Acının yoğunluğu, sevginin
ölçüsü olur..


Sevmek hem de nasıl, acı çekmektir..
Cemal Süreya'nın dizelerini Tilbe okuyordu kendime geldiğimde..


"Kim istemez mutlu olmayı
Mutsuzluğa da var mısın?"


"Varım be" dedim.. "Varım.. Beni mi korkutacaksın.."
Mutsuzluk olmasa, insan mutluluğu bilebilir miydi?..
Sevmek hem de nasıl, mutsuz olmaktır!..


HINCAL ULUÇ