Bilgisayarımı Temizliyorum: merak edenlere söyleyeyim; bilgisayarımda ve maillerimde biriken şeyleri şuraya koyayım da sileyim istedim. Bunlar onlar işte.

12 Kasım 2011 Cumartesi

İş İlanlarının Anlamları

on  with No comments 
In ,  
TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN
Yapacağınız işle bir ilgisi yok ama, bu sıra herkes ingilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı. 

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK
O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız.

İNİSİYATİF SAHİBİ
Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek.. 

SİSTEM OLUŞTURABİLEN
ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 78 adet prosedür var. 

SORUMLULUK ALABİLEN
Vergi, sigorta müfettişleri bir usülsüzlüğü yakaladığında ? valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım..." diyebilecek saflıkta olan. 

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI
Bayansanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yaani.( ne yaa, israil mi burası .) 

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN
Valla geçen gün arkadaşın aklına uyup bir bilgisayar aldık ama. 

KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ
Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz. 

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN
Altınıza bir araba vericez, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın.Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin. 

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI
Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. 

İKNA KABİLİYETİ OLAN
Müşterileri kalitesiz ürünleri daha pahalıya almaya razı edebilecek. 

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN
Ne bütçeyi tuturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Herşey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. 

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS MEZUNU, İNGİLİZCEYİ ANA DİLİ GİBİ KONUŞABİLEN, KONUSUNDA EN AZ ON YIL DENEYİMLİ, ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ, 30 YAŞINI AŞMAMIŞ." 
Oha demeyin, aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilirmiyiz onu da bilmiyoruz. Ama patron yazalım diyor, ilan havalı oluyormuş. 

B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP
Size araba vericez ama şoför vermicez. Uzun yola alışıksınızdır umarız.

TERCİHEN MUHASEBE VE / VEYA İNGİLİZCE BİLEN ( Valla gerçek !)
Şimdi sizi tam olarak nerede kullanacağımızı bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi... Hele bir siz işe başlayın.Gerisini sonra düşünürüz.
Share:

5 Kasım 2011 Cumartesi

Kadınlar...

on  with 3 comments 
In ,  
Bu yazıdan evli olanlar (potaya girenler de kısmen dahil olabilir) ve olmayanlar eminim farklı şeyler hissedecekler. Hayat boyu dayanabilecek gücümüzün ve sabrımızın olması dileği ile.   
Not: içini dökmek isteyen varsa buyursun, 


 
Biz birkaç "çalışan" ve "güçlü" kadındık.. Güçlü olduğumuz için her işimizi kendimiz halletmeye alışmıştık.
Ailelerimiz öyle yetiştirmişti bizi.
Sonra üniversite.. Hemen arkasından iş hayatı..
Evdeki ampul, kırık menteşe, gece yarısı tutan böbrek taşı ağrısı vız gelir tırıs giderdi bize.
Bir erkeğe gereksinim duymadan hayatımızı pekala da sürdüren cinstendik hepimiz.
Faturalarımızı kendimiz yatırıyor, döndürüyorduk işte bir şekilde çarkımızı.
Ayrıca kendi ağırlığımız yetmezmiş gibi çevremizde kim varsa onları da
sırtlanıyorduk..
"Özgür"dük. "Dimdik"tik. Asla boyun eğmiyorduk..
"Güçlü "ydük.
Aşık olduğumuzda canımız nasıl çekerse öyle
sevişiyorduk..Öyle kurallar, ertelemelerimiz filan yoktu. Kimseye problem çıkarmıyorduk. Bütün gün, eşek gibi çalışıyor, sevgilimizin
canı istedi diye de, işten çıktıktan sonra, gidip alelacele
hazırlanıp,bizi evden almasına gerek bile bırakmadan, neredeyse ona
gidiyorduk Bir şey istemeyecek, sızlanmayacak, söylenmeyecek kadar
"güçlü" olduğumuzdan Sorunlarımızı kendimiz çözmeye alışıktık, onun
(sevgilimizin)haberi bile olmuyordu çoğu zaman para var - yok, regl
ağrısı,sistit ilacı, cüzdanım çalındı gibi geceleri bizi uykusuz
bırakan kıvranmalarımızdan da.
Birinin bize acıması en son istediğimiz "şey"di çünkü.
sonra bir bakıyorduk ki, hakikaten kimse bize "hiiiiç!"
acımıyordu. "Ağlamayan çocuk ve meme" hesabı. Zamanla bu
durum görevimiz haline dönüşüyordu.
Artık dayanamayıp da, içimizdekileri birazcık dile getirecek
olsak,"aman tanrım!": sorunlu, kaprisli, feminist, tahammül
edilemez,bunalımlı filan oluyorduk.
Çaresiz sesimizi kesip yola devam ediyorduk, "bu nedenlerle"
terk edildiğimizde. Sonra bir duyuyorduk ki o, salağın salağını
bulmuş. Neyi var neyi yoksa sermiş yeni ve sorunsuz(!) sevgilisinin
önüne.Bir de bizden farklı durumda olan kadınlar vardı.
Hani şu "zayıf!" olan kadınlar.
Erkeklere bağımlı olanlar..Bir erkek olmadan var
olamayanlar. Çalışmayan..
Faturalarla; "anlamadığı" (!), "nereden yatırılırmış,
bilmediği(!)" için kesinlikle uğraşmayan..
Torba taşıyamayacak kadar nazenin olduğu için alışverişe
bile yalnız gitmeyen..
Hep yorgun, başı ağrıyan..
Beli ağrıdığı için sırtını nazlı nazlı dönüp uyuyan.
Kendini, o da arada bir, altın tepsiler içinde sunan..
Lütfeden ve lütfettiği için de kredi kartı limitini sonuna kadar
dayayan.
Ama hep huysuzluk eden..
Hiç bir şeyi beğenmeyen..
Asla mutlu olmayan. Doymayan. Teşekkür etmeyen.. Minnet,
vicdan azabı duymayan.
Kıskançlık krizleri geçirerek kocasının, sevgilisinin
hayatını karartan..
Boşanırken adamın çoraplarına kadar soyup alan.
Doğurduğu çocuğa bakmaktan aciz olduğundan, illa ki
bakıcılar tutturan.
Bütün gün o cafe sizin, bu butik bizim, kuafördü, kıldı,
spor center'dı, gezip duran.
Akşam da eve gelir gelmez "yemek yok canım,bu gece nereye
yemeğe gidiyoruz?" diye soran.
Annesinin bir tanesi, pamuklar içinde yaşamaya devam
eden..vs. vs.
Bu nedenle çökmeyen, buruşmayan,yıpranmayan..
İşin ilginci daha değerli olan..
Sonunda
O: "Türkiye'de kadınlar eziliyor diyenin ağzını cart diye
yırtarım" diye parladı.
Ben: "Ama ezilen kadınlar da.." diyecek oldum.. yutkundum.
Diğeri: "Bankaya yetişmem lazım!" diyerek acilen aramızdan
ayrıldı.
Öbürü: Buyurun bir " güçlü salak!" daha buyurdu.
Ben önce ev, sonra yeni müşteri arayacaktım.
O oğlunu okuldan alacaktı.
Öbürü önceki geceyi hastanede (yalnız) geçirdiği için, hemen gidip
yatacaktı. Çünkü biz "güçlü ve özgür" kadınlardık.
Share:

2 Kasım 2011 Çarşamba

Lion kentinde bir afiş

on  with No comments 
In , ,  
"Erkeklere Mektup,


"İlk testis koruyucusu 1874 yılında buz hokeyinde kullanılmıştır. İlk kafa koruyucu kask ise 1974 yılında
Demek ki, erkekler için beyinin aynı derecede önemli olduğunu, nihayet anlamak için 100 yıl gerekmiştir.
İmza: Bir Kadın"

 Subject: Panneau affiché à Lyon



Share:

19 Eylül 2011 Pazartesi

Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır

on  with 1 comment 
In ,  
-      Sekiz hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.  

-      Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır.

-      "Beni seviyor musun?" diye sormayın. Emin olun ki, sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız.

-      Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.  

-      Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor. Yemin ederiz. Sormayın.

-      Biz erkekler basitizdir. Mesela, sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan, "Ekmek masada değil" diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın.  

-      Eğer iki değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir. Boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.

-      Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Birşeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.  

-      Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın. Cevap vermeyi reddediyoruzdur.

-      En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: "En kolayını seç!" Bizden komplike işler beklemeyin.  

-      Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir.

-      Erkeklerin çoğunun en fazla üç çift ayakkabısı vardır.

-      Biz basitizdir. O yüden, otuz çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur.  

-      Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır. Bizi anlamaya çalışın lütfen. Fazla abartmayınız ama…

-      Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur. Takdir beklemeyin.  

Temiz bir evden önce güzel, en azından bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır.

-      Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına, "Yorgunum" diyorsanız, bu bizi bozar. Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş, hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz… Yapılmamalı da.  

-      Size: "Neyiniz var?" diye sorduğumuzda, "Hiçbir şeyim yok." Derseniz, size inanırız. Bizim için olay bitmiştir. O yüzden, bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin. Sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin.  

-      Yeteri kadar ayakkabınız ve elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.
Share:

13 Eylül 2011 Salı

zeka ve dürüstlük ve...

on  with No comments 
In  
tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına
çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...

İsviçrelilere ;
düzenlilik ve yasalara saygı ...

İngilizlere ;
soğukkanlılık ve asalet ...

japonlara ;
çalışkanlık ve sabır ...

İtalyanlara ;
neşe ve romantizm ....

fransızlara ;
şarap ve güzel yemekler

türklere ;
zeka ve dürüstlük ve tayyip sevgisi .... 

meleklerden biri bu dağıtımdan sonra tanrı`ya sormuş ?
`bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama türklere üç tane`.

`evet ama` demiş tanrı `sadece ikisini kullanabilecekler`

- böylece;

bir türk zeki ve tayyipçi olduğu zaman dürüst olmayacaktır...
bir türk dürüst ve tayyipçi olduğu zaman zeki olmayacaktır...
bir türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman tayyipçi olmayacaktır
Share:

7 Eylül 2011 Çarşamba

erkek nası g.t edilir :D

on  with No comments 
In , ,  
erkek: bana isminizi bağışlar mısınız?
kadın: neden? sizin yok mu?

erkek: size bir içki ısmarlayabilir miyim?
kadın: aslında içkinin parasını direkt alsam daha iyi olur.

erkek: ben bir fotoğrafçıyım ve ne zamandır sizinki gibi bir yüz arıyordum.
kadın: ben de estetik cerrahım ve ne zamandır sizinki gibi bir yüz arıyordum.

erkek: sanırım sizinle daha önce bir kez çıkmıştık ya da iki kez?
kadın: sadece bir kez çıkmış olabiliriz, çünkü aynı hatayı ikinci kez yapmam.

erkek: nasıl bu kadar güzel olabiliyorsunuz!
kadın: sanırım doğarken sizin payınızı da ben almışım.

erkek: bu cumartesi benimle çıkar mısınız?
kadın: üzgünüm, bu cumartesi başım ağrıyacak.

erkek: birçok erkeğin başını döndürüyor olmalısınız.
kadın: siz de birçok kadının midesini bulandırıyor olmalısınız.

erkek: sizi çok mutlu edebilirim.
kadın: nasıl? gidiyor musunuz?

erkek: size evlenme teklif etsem, ne cevap verirdiniz?
kadın: bir şey diyemezdim muhtemelen, çünkü gülerken konuşamam.

erkek: sizi sinemaya davet edebilir miyim?
kadın: ben o filmi gördüm.

erkek: hayatım boyunca neredeydiniz?
kadın: sizden saklanıyordum.

erkek: hayatım boyunca neredeydiniz?
kadın: hayatınızın geri kalanında da olacağım yerde, rüyalarınızda.

erkek: sizi daha önce bir yerde görmüş gibiyim...
kadın: evet, o yüzden artık oraya gitmiyorum.

erkek: bu koltuk boş mu?
kadın: evet, ama oturursanız bu boşalacak.

erkek: ne işle meşgulsünüz?
kadın: kadın taklidi yapıyorum.

erkek: sizi çıplak görebilseydim çok mutlu ölürdüm herhalde.
kadın: ben sizi çıplak görseydim gülmekten ölürdüm herhalde
Share:

3 Eylül 2011 Cumartesi

Beni seviyor musun?

on  with No comments 
In ,  
- Beni seviyor musun?
- Hayır şu anda gazete okuyorum!
- Ne? Beni sevmiyor musun?
- Ben öyle bir şey demedim!
- Hayır, dedin!
- Bak yine konuşma öğretiyorum diye kızacaksın…
- Ne konuşması?
- Sen şimdiki zaman kullanarak " Beni seviyor musun?" dedin…
- Eeeeee, ne olmuş?
- Şimdiki zaman demek o anda yapılan işle ilgili zamandır, ben gazete okurken seni nasıl seveyim?
- Beni gazete okumadığın ya da gazeteni bitirdiğin zaman sevme ihtimalin var mı?
- Sevmekten kastın ne?
- Sen adamı çatlatırsın…
- Çatlamak isteyene ben bir şey yapamam, sevmekten kastın ne onu söyle, birçok sevme şekli var…
- Ne gibi?
- Aşkla sevmek, sevgiyle sevmek, mecburen sevmek vs. vs.
- Gazeteni bitirdikten sonra beni aşkla sevme ihtimalin var mı?
- Nasıl aşkla?
- Onun da mı çeşitleri var?
- Tabii, sevgili aşkı, ilahi aşk, karşılıksız aşk…
- Gazeteni okumayı bitirdiğinde beni sevgili aşkıyla sevme ihtimalin var mı?
- Bırak bunları da bana su getir!
- Nasıl su istiyorsun?
- Basbayağı su…
- Bizde bayağı su yok!
- Canım saçmalama…
- Ne saçmalaması, önce bir bardak mı, bir şişe mi, bir maşrapa mı su istiyorsun? Onu söyle…
- Bana bir bardak su verir misin?
- Nasıl bardak?
- Ne demek nasıl bardak?
- Olur mu canım? Kristal bardak var, adi cam bardak var, plastik bardak var.
- Bana bir adi cam bardak su verir misin? Mahsus yapıyorsun değil mi?
- Niye mahsus yapayım?
- Deminkinin intikamı bu galiba…
- Demin ne oldu?
- "Beni seviyor musun ?"diye sormuştun ya…
- ne zaman?
- Demin…
- Demin ne demek? Kaç zaman önce anlamına geliyor?
- ………………….
- Niye sustun?
- Düşünüyorum…
- Ne düşünüyorsun?
- Evliliğimiz niye bu hale geldi?
- Ne hali?
- Yalın hali değil tabii…
- Niye gelmiş?
- Senin espri yeteneğinin olmaması yüzünden…
- Şimdi bana yeteneksiz mi demek istiyorsun?
- Öyle demedim…
- Ne dedin ya?
- Of be yeter!
- "Of be yeter" değil mi?
- Yeter tabii, ne istiyorsun gecenin bu vakti?
- Bunca yıllık evliyiz bana bir defa sevdiğini söylemedin…
- Söylemek şart mı?
- Ne yani? Sessiz film oynar gibi hareketlerini mi takip edeceğim, söylemesen nasıl anlaşılır?
- Ben senin kocanım, tabi ki seni seveceğim…
- Nasıl yani? Mecbursun diye mi?
- ………….
- Yine sustun, hep susarsın zaten, bir de cump yatak… Ne konuşursun, ne bir fikir söylersin…
- …………..
- Elaleme bak, bir de sana bak!
- …………..
- Nemci!
- …………..
- Nemci, nemci diyorum!
- Babam uyumuş anne, bağırma
Share:

2 Eylül 2011 Cuma

Turkleri anlama sanati diye bir kitaptan alinti

on  with No comments 
In ,  
Madde 3: Cocuk yuzmeyi cabuk ogrensin diye babasi tarafindan
kucaklanip denize atilir..

Turkiye'de babalar sahillerin olmazsa olmazlaridir. Yuzme ogrensin
diye cocuklarini kucaklar ve 'Sikma kendini, rahat birak' diye suya
atarlar. Bahane de hazirdir. 'Olur mu? Bak Rusya'ya. Orada cocuklari
dogar dogmaz havuza atiyorlar, yuzmeyi ogrensin diye. Olimpiyatlarda
goruyoruz herhalde...'

Madde 7: Hesap odeyen erkek, hesabi odemek icin gereken islemi masanin
altinda yapar.

Turk erkegi odedigi hesabi masadakilerin gormesini istemez. Eger
gorurlerse ayip olacagini dusunur ve karsidakilerin 'Ulan amma da
gorgusuz herif, hem ismarliyor hem de hesabi gozumuze sokuyor'
demesinden cekinir. Boyle bir davranisa bir de Eskimo erkeklerinde
rastlanilabilir. Hesabi acikta odeyen Eskimo'nun eli haliyle
donacaktir.

Madde 11: Turkiye'de ilk, orta, lise, universite, yuksek lisans,
doktora fark etmez, sinav kagitlari dagitilirken, bir ogrenci mutlaka
'Hocam istedigimiz sorudan baslayabilir miyiz?' sorusunu sorar.

Ayni ogrenci, ogretmen haftaya sinav yapacagini bildirdiginde 'kacinci
sayfaya kadar sorumluyuz hocam' sorusunu soran ama yine de sinava
calismayan ogrencidir.

Madde 25: Tum israrlara ragmen misafir 'Yemeyecegim yeter!' diyorsa,
ev sahibi son kozunu degerlendirir ve ilahi gucu cumle icinde kullanip
'Bak Allah'in adini verdim' diyerek misafiri koseye sIkistirir.

Misafir bunun uzerine midesi dolu olsa da, ilahi kudret korkusundan
midir kacis yolu kalmamasindan midir, ne var ne yoksa bir cirpida yer.

Madde 31: Isyeri acilisinin yapildigi gun satilan ilk urunden elde
edilen para (siftah parasi) bereket getirecegine inanilip
cerceveletilir ve isyerinin duvarina asilir.

Isyerleri acilisi cok onemlidir. Alisveris yapanlar urunlerin gercek
karsiligini degil, gonullerinden geceni kasaya birakirlar. Ilk
alisveris parasi herkese gosterilir.

Madde 34: Uzerinden arac gecsin ve temizlensin diye isyeri
paspaslari cadde ortasina firlatilir.

Sinek avlayan esnaf Turkiye'de temizlik hastasi kesilir. Alir eline
hortumu bastan asagi dukkaninin bulundugu caddeyi, kaldirimlari bir
guzel sular. O da yetmez, yandaki caddeleri ve sokaklari da sulamayi
is edinir. O arada paspaslar da temizlikten payini alir.

Madde 42: Misafirlikte kolonya ikram edilirken buyuklerin ellerine
cocuklarin kafasina dokulur.

Ayni misafirlikte biraz buyuk bir cocuk varsa mutlaka 'Gecen bunu
hamama goturduk. Babasini da getirseydin bari dediler' geyigi mutlaka
yapilir.

Madde 46: Durakta degil de, her el kaldiran yolcu gordugunde duran
otobuse halk otobusu denir. Halk otobusu halki kirmaz, durur.

Halk otobusunun belediye otobusunden tek farki budur.

Madde 49: Sehirlerarasi otobus yolculuklarinda kan bagi yoksa (kari,
koca, yegen, yenge gibi) bayan yanina erkegin oturmasi firma
tarafindan kabul edilmez..

Turkiye'de en onemli namus bekcileri otobus muavinleridir.
Muavinlere gore birbirlerini hic tanimayan iki karsi cinsin, mesafe
olmaksizin seyahat etmesi, atesle barutun birbirine bitisIk iki
koltuktan bilet almasi gibi bir seydir. Buna asla izin vermezler.
Ancak gidilecek yol boyunca erkegin yanina oturtmadiklari genc kizi
kesmeyi de ihmal etmezler.

Madde 63: Gelinin belinde yer alan kirmizi kusak bekareti simgeler.

Damadin elbisesi uzerinde renkli bir caput parcasi, herhangi bir
isaret bulunmadigindan cinsel ge cmisi hakkinda fikir yurutmek mumkun
degildir. Aslinda bu gecmisle pek ilgilenen de yoktur.

Madde 64: Kafa bir yere carptiginda sismesin diye cignenmis ekmekle ovalanir.

Turklerin 'Kendi kendine tedavi' yontemleri sadece bunlarla bitmez.
Agriyan yere sicak tugla konur. Isitilmis cay bardaklari ile sirt
cekilir. Arpacik cikmis goze sarmisak surulur. Sarilik olmus kisiye
kendi idrari icirilir. Kesilen ve kanayan yere tutun basilir. Pasli
civi batan yer sopayla dovulur. Burkulan yere biftek baglanir. Yanan
yere dis macunu surulur.

Madde 66: Butun ilaclar buzdolabinda saklanir.

Buzdolabinin kola, su, gazoz koyulan bolgesi ilaclara yetmeyince,
ilaclar yumurtalarin bulundugu alanda, kurumus yarim limonlara
komsuluk yapar.

Madde 75: Sokak ortasinda aska gelip sevisen, kedi, kopek at gibi
hayvanlar once 'Host, kist, pist, aloooo' denilerek uyarilir. Sevisme
halinin devam etmesi durumunda hayvanlar sopa benzeri bir cisim
kullanilarak ayrilir.

Uc-bes guvercin bir araya gelip, bulduklari kirintilari kafalarini
delirmiscesine one arkaya sallayarak tetikte yerken, kendilerine dogru
aniden kosan birini gorduklerinde topluca kacarlar.
Guvercinler neden boyle bir davranisla karsilastiklarini
anlamazlar. 'Kişşşşt' diye ses cikarip guvercinlerin ortasina dalan
bir Turk'un de anlasilacak bir hali yoktur zaten.

(Alıntı)
Share:

23 Ağustos 2011 Salı

aynayı ilk görenler!!!!

on  with No comments 
In , ,  
Erzuruma gelen bir kadın bir dükkanda aynasını unutmuş.
Ve böylece tarihte ilk kez
erzuruma ayna girmiş olmuş!

Kadın gittikten sonra dükkan sahibi aynayı görüp eline almış...

Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş
karşısındakini.
- Ey gidi gardaşımm, seni bi daha görmek nasipte varmış !
Aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşine.
Karısı bakmış, adam bişeye sarılıp uyuyor !
Almış aynayı bir bakmış bir kadın !
- Allah belanı vireee. Bu karı da kim ?
Bi boka da benzese diyerek feryat figan evden çıkmış kadıya gitmiş.
- Kadı efendi adam beni bu çirkin karıyla aldatiiii
Kadı aynaya bakmış ve şöyle demiş : 'Yav bu karıdan çok kavata benziir'
:-))))
Share:

26 Temmuz 2011 Salı

Kadınlar ve Çelişkiler :)

on  with No comments 
In , ,  
* Kadınlar ağlar. Ancak tek başına bir köşeye çekilip de -yalnız- ağlamaz. Kadınlar, sadece sevdiği erkek duyabilecekse ağlar.

* Bütün kadınlar kesin bir cevabı olmayan konularda soru sormakta müthiş ustadır. Maksat, siz kendinizi sürekli suçlu hissedin.

* Kadınlar asla sır saklayamaz. Daha doğrusu, kadınlar için bir sırrı en yakın üç arkadaşına söylemek sırrı açık etmek anlamına gelmez. Bu mantıkla hepsi en yakın arkadaşlarına söylediklerinden sonunda sırrı bilmeyen kalmaz.

* Kadınlar telefona cevap vermeyi sevmez, uzun uzun çalsa dahi rahatsız olmadan açmayabilirler. Lakin telefonda dünyanın en uzun konuşmalarını yapanlar da yine kadınlardır.

*Kadın yatağa yatmadan "evvel" saçını tarayan tek yaratıktır.

* Kestirme yola sapıldığında her kadına bir "kaybolacağız" korkusu gelir.

* Kırmızı ışık, kadınlar için, "makyaj molası" işaretidir.

*İstisnasız her kadın vermesi gereken bir-iki kilo olduğunu düşünür.

* Kadınlar durup dururken eve bir buket çiçekle gelen kocadan şüphelenir.

* Kadınlar tuvaletin kapağını küçük bir hareketle indirmek yerine tuvaletten salona kadar yürür, kocasına söylenir ve tuvalete geri döner.

* Erkek konuşurken kadın lafın ortasından konuşmaya dalar ve devam eder. Aynı şeyi erkek yapacak olsa kıyamet kopar.

* Düğünlerde kadın kadına dans edenleri görünce kimsenin aklına bir şey gelmez. Erkekler için durum aynı değildir.

* Karısının göz ucuyla bir başka adama baktığını yakalayabilmiş erkek yoktur. Oysa kadınlar erkeklerini başka kadına baktığı an -saniyesinde- yakalarlar.

*Kadınların erkeklerden daha çok para kazandığı tek meslek vardır: Top modellik.

* Kadının dondurmayı nasıl yediğine bakarak karakter testi yapabilirsiniz.

* Evde saatlerce kendi giyimiyle ilgilenen kadın, sokağa çıktığında saatlerce başka kadınların elbiseleriyle ilgilenir.

* "Yok bir şey"in anlamı kadınlarda, erkeklerinkinden, tamamen farklıdır.:bilgin:

* Kadınlar her konuda erkeklerle eşit olmak isterler. Üç istisna: Erkek tuvaletlerine girmek, çöpü indirmek ve hesabı ödemek.

* Kadınlar asla haksız değildir... En haksız olduğu konuda bile "Kendime göre nedenlerim var" der.

* Tabiatta kadınlara karşı son sözü söyleyebilecek tek bir doğal yapı vardır: Yankı!

* Kadınlar kendilerine neler verildiğine değil, onlar için nelerden vazgeçildiğine bakar.

* Zengin adam, karısının harcadığından daha çok kazanabilen erkek demektir.

* Kadınlar "Erkeklerle eşitiz" iddiasını sürekli tekrarlamaktan vazgeçtikleri anda, erkekler kadınları kendilerinden üstün gördüklerini söyleyebilme fırsatını yakalayacak.:lol:( O biraz zor )


* Kritiklere başlayan kadın, kritik bir yaşa gelmiş demektir.

* Evlilikler aynen kazalar gibidir, iki şahit ister

* Kadın elinizi tuttuğu anda, bilin ki, eninde sonunda tepenize çıkacaktır.
Share:

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Güldüren Tüketici Şikayetleri

on  with No comments 
In ,  
Ayakkabılık: Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki tüketici toplantısında bir kişi, buzdolaplarının sebzeliklerinin daha büyük olması gerektiğini söylemiş. Bu talebin nedeni sorulduğunda, 'Yaz ayları çok sıcak geçiyor. Ayakkabılarımızı içine koyup soğutuyoruz. Sebzelikler büyük olursa daha çok ayakkabı soğutabiliriz' yanıtını vermiş.



Su ısıtıcısını ısıtınca: İstanbul'daki bir müşteri, kettle'ın (su kaynatıcı) eridiği şikayeti ile servise başvurmuş. Kettle'ın elektrik ile çalıştığını bilmeyen müşterinin ocağının üzerine su ısıtıcısını koyarak ısıtmaya çalıştığı anlaşılmış. Ocaktaki ateşin erittiği ısıtıcının yenisi ile değiştirilmesinde müşteri çok ısrarcı olmuş.


Buzdolabında mum: Buzdolabının içini aydınlatan ışığı yetersiz bulan bir vatandaş, içine birkaç mum yerleştirerek kendince sorunu çözmüş. Ancak mum buzdolabının tavan kısmını yakınca üründen şikayetçi olmayı ihmal etmemiş.



Elektriksiz ütü: Mersin'de son model ütü alan tüketici, elektrikler kesilip işi yarım kalınca elektriksiz ütü yapmanın yöntemini keşfetmiş. Ütüyü ocakta ısıtarak işine devam etmek isteyen ev hanımı ütünün gövdesinin yanması üzerine bayiye başvurarak ütünün değiştirilmesini istemiş.



Bulaşık makinesinin başka işlevi: Servis elemanları, Türkiye'nin dört bir yanından gelen 'Bulaşık makinem tabakları, bardakları çiziyor ya da su boşaltamıyor' şikayetlerini incelemek için gittikleri evlerde müşterilerin ıspanak, lahana gibi yıkanması zor sebzeleri bulaşık makinesinde yıkadıklarını, hatta salça yapmak için domatesleri makinede yumuşatanlar olduğunu görünce şaşırmışlar. Sebzelerdeki kumun su çıkış borularını tıkadığı ya da makinenin içinde kalarak bulaşıkları çizdiği bunun da arızya yol açtığı ortaya çıkmış.



Eriyen fritöz: Fritöz alan bir müşteri, ilk kullanımda eridiğini görünce bayinin yolunu tutmuş. Büyük bir hırs ile içeri giren müşteri, elindeki erimiş fritözü göstererek kendisine arızalı mal satıldığını söylemiş. Fritözü gören satış görevlisi nasıl kullandığını sorunca adam anlatmış: 'Ocağı yaktım, fritözü üzerine koydum içine yağ koydum. Ama yanmaya, erimeye başladı.' Satış görevlileri, müşteriyi kusur kendisinde olduğu için ürünü değiştirmeyeceklerine ikna etmekte oldukça zorlanmış.



Minder keyfi: Erzincan'da aşırı sıcaklardan bunalan bir ev hanımı raflarını çıkardığı buzdolabının içine minder koyarak oturmuş. Kapısı açık kalan buzdolabının kompresörü bozulunca 'iyi soğutmuyor' diyerek ürününden şikayetçi olmuş.


İçeri girmiyor: Bir IBM müşterisi 'İlk disketi sürdüm, ikincisini sürerken çok zorlandım üçüncüsü asla içeri girmiyor.




Ayak pedalı: 'Yeni aldığım bilgisayar çalışmıyor' diye DELL firmasını arayan kadın sürekli 'Ayak pedalına basıyorum basıyorum makineden hiç ses gelmiyor' demiş. Ayak pedalı'nın fare olduğu ortaya çıkmış.



Yazıcı: Bir IBM müşterisi dökümanı yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. 'Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu' sorusuna karşılık 'Ekranı yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor' cevabını vermiş.



Bilgisayar ve faks: DELL şirketinin bir müşterisi bilgisayarının faks çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık telefon görüşmesi sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp 'Gönder' tuşuna bastığı ortaya çıkmış.



- Şanlıurfa'da bir müşteri, satın aldığı mikrodalga fırında yumurta kaynatmayı denemiş. Deneme basınç nedeniyle yumurtanın patlamasıyla sona ermiş. Mikrodalga fırının infilak etmemesi şans olarak değerlendirilirken müşteri, "Yumurta bile kaynatamıyor. Bu fırını ne yapayım? Paramı geri verin" diyerek bayisine fırını iade etmeye kalkmış.



- Mersin'de fırının içinde elbisesinin yandığını söyleyen bir müşteri teknik servisi çağırmış. Elbisenin yanarak fırının içine yapışmasından muzdarip tüketiciye, fırınında sadece yemek pişirmesi önerilmiş. Fırının içinde çamaşır kurutma vakalarına sıklıkla rastlayan servis elemanları ayrıca çok sayıda beyaz eşya sahibinin fırınlarının içini mutfak dolabı olarak da kullandığına tanık olmuş. İçinde unutulan şeker, elbezi, mutfak önlüğü gibi malzemelerin yanması sonucu fırınların kullanılamaz hale geldiği belirlenmiş.



- Elazığ'ın Maden İlçesi'nde mağarada oturan bir vatandaş, aşırı sıcaklardan bunalarak klima almış. Mağarada elektrik bulunmaması sebebiyle dışardan kaçak elektrik çekmiş. Yetersiz olan elektrik klimanın performansını bozunca tüketici, klimanın randımanı düşük diye şikayette bulunmuş.

aşağıdaki mesaj bir turkcell abonesi tarafından turkcell müşteri hizmetleri'ne gönderilmiştir:

şikayet mesajı:
iyi calismalar,
ben 0533 860 xx xx nolu aboneniz hede. oncelikle hizmetlerinizden dolayi size tesekkur etmek isterim, ozellikle girne'deki escape isimli plaja koydugunuz ziplangac cok guzel bir hizmet. fakat gectigimiz hafta sonu arkadaslarimla beraber gittigim escape isimli plajda ziplangaca binebilmek icin cok uzun siralar bekledik. farkettim ki hep diger operatorun aboneleri zipliyor. bu konu ile ilgili bir calisma yaparsaniz cok memnun olurum.
saygilarimla,
hede hodo



turkcell musteri hizmetleri'nin cevabı:
sayin hede hodo
oncelikle hizmetlerimize gostermis oldugunuz ilgiden dolayi tesekkur ederiz. girne'deki escape beach'e konulmus bulunan tranbolin promasyon amacli bir uygulamadir. bu tranbolin dolayisiyla escape beach'in malidir. biz turkcell olarak kimin ziplayacagina karisamamaktayiz. dolayisiyla sizinde diger musteriler gibi siranizi beklemeniz gerekmaktedir.
saygilarimizla,
turkcell musteri hizmetleri



-Kartım ankesörlü telefonlarda çalışmıyor.
-Telefonum hala açılmamış. Çevir sesi vermiyor.
-Eski kartımı atıp bana gönderdiğiniz yeni kartı cihazıma taktım ama çalışmıyor. (Promosyon malzemesi olarak gönderilen SIM kart büyüklüğündeki yıllık takvimi kastediyor)
-(Trabzon'dan arayan abone) Tamam hanımefendi, ekranda Trabzon Turkcell'i görüyorum. (TR TCELL)
-Ekranda "Check Card" yazıyor, kartı çekip tekrar yerine itiyorum, bir şey olmuyor.




Şikayet: Ekranda "Press Any ***" yazıyor ama klavyede "ANY" tuşu yok
teknik eleman:?



Terminalde yolcuyu uçağa götüren otobüsü gören Trabzon yolcusu, 'Ula, ben uçak parası verdim, otobüsle gitmem!.


x:müşteri
y:personel
x: ben bu bluzu geçen ay arkadaşıma doğumgünü hediyesi olarak satın aldım ama henüz vermedim. a fiyatındaydı ama şimdi indirime girmiş. arkadaşıma bu hafta vermeyi düşünüyorum ve gelip mağazada indirimli fiyatını görmesini istemiyorum. lütfen müdahele edin...
y: ....
x: evet?!?
y: hanfendi, ürün indirime gireli 2 hafta oldu... elimizden ne gelebilir emin değilim. ³
x: lütfen bana yetkili birini çağırın.
y:?

çeşitli sitelerden alıntıyapılarak derlenmiştir
Share:

27 Haziran 2011 Pazartesi

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...

on  with No comments 
In  
Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak  tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama  başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar  gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar  ama bu seferde  donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kâh yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
KISACA ;Bizim de uzun dikenlerimiz var.

Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.

Bazen faydalı, bazen de zararlı.

Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek  kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.  

Aynen kirpiler gibi...

 
(Alıntı)
Share:

11 Haziran 2011 Cumartesi

Delikanlı bilgisayar kullanıcısı

on  with No comments 
In  
-Hiçbir zaman yardım menüsünü kullanmaz.
-IP'sini gizlemez.
-Spyware'le antivirüsle uğraşmaz, gerekirse format atar.
-Işıklı kasa kullanmaz.
-Markalı pc almaz, kendi bilgisayarını kendi toplar.
-Ekran koruyucuyla işi olmaz
-Ctrl+Alt+Del ile uğraşmaz, direk reset atar.
-Birçok işlem için mouse yerine klavyesini tercih eder.
-Shift+Del ile siler, geri dönüşüm kutusunu kullanmaz.
-İnternette sörf yapmaz, en fazla tavla oynar.
-Ayarları kurcalamaktan hiç bir zaman kaçınmaz.
-Yamasını kendisi yapar, internette yama aramaz.
Share:

9 Haziran 2011 Perşembe

dibine kadar acı...

on  with No comments 
In  
Tam da beklemediğin anda gelir ve gider
dünya dönmüyordur zaten çoktan bırakmıştır
öylece duruyordur benim durduğum gibi
herkesin yerli yerinde durduğu gibi
yerimizde sayarak geçirdiğimiz yıllar boyunca
karanlığın iyice yükselişi yerden
hiçbir şeye sahip olamamak
hiçliğe bile
sadece koridorda yan yana yürüyen insanlar gibi
hiçbir yere ait olamamak
hiçbir şeye başlayamamak
yerinde sayarak geçirilen yıllar
karanlığın kıçına dek gelişi
asla bilmediğin
ve asla bilmeyeceğin bir yer olduğunu bilerek
uzakta
ait olduğun
ve benimseyebileceğin
yanında uyuyan kadını benimsediğin gibi en az
asla bilmediğin
ve asla bilmeyeceksin
asla görmeyeceksin o yeri
asla gitmeyeceksin
ve bir hiç gibi çürümeye devam ederken bu topraklarda
üstünde yürüdüğün bütün yollar
yanından geçtiğin bütün insanlar
göğsündeki kalpsizliği hissettiğin bütün kadınlar
seni terk etmiş olacak
sıcak bir kış günü
buz gibi bir yaz gecesi düşünürken bunları
ne sen beklediğin kadar iyi
ne de dünya beklediğin kadar iyi
olduğu yerde sayarken herkes
ve kazık yiye yiye yemeyi öğreneceksin
daha da fazla ilerlerken
bu asfalt yerde
basamakta durduğun her an
otomatik kapılar çarparken yüreğine
hiçbir zaman
hiçbir şeyi yerli yerine koyamayacağını görmek
ve bilmek
asla düzelmeyeceğini
bi an için düzelse de uzun sürmeyeceğini
duvarların arasına sıkışmışken ölesiye
ölesiye yediğin yumruklar
beynine
zihnine geriye kalan bir tutam yüreğine
ve yediğin her şeyi
ama her şeyi
ama her şeyi
lanet olsun ki
her şeyi sindirirken
bu boktan dünyada
daha ne kaldı geriye dersin
yiyebileceğin
ama bitmemiştir,
hiçbir zaman
bitmeyecektir
geriye kalan kimse yoktur
senden başka
bunu çekecek
bunu hissedecek
ve bir asalak gibi konacak yer bile bulamayan
gerizekalı bir beceriksiz olduğunu keşfedecek
sadece kendi kanını emebilirken sen
ve dünya olduğu yerde tango yaparken
seninle taşak geçip
tanrı suratının ortasına boşalırken
umursamadan
günahı veya sevabı
açtığın sayfada
okuduğun kitapta
yaşadığın yerde
düzdüğün kadında
seni kurtaracak hiçbir şey yoktur oysa
sadece daha fazla ıstırap
ve bitmişlik hissi
hissizce bitmişsindir zaten
hiçbir şey geçmemiştir
ve çok şey gelmiştir
üstüne üstüne
bi jokeyin koşturduğu at kadar iyisindir ancak
gece yarısı nereye gideceğini bilmeyen insan kadar iyisindir
aldatılmadığını hayal eden bir adam kadar iyisindir
ama hepsi gerçektir
sürecin parçası
varoluşun kokuşmuş göstergesi
ve hiçbirinin başaramadığını bilirsin
sana hayata dair tüm gerçekleri sunan
albert, Charles, fante, bok püsür
herkesin bir şekilde yırtmak için
yaşadığını
yırtmak için direndiğini
ve aslında
bütün kahramanlarının
intihar edemeyecek kadar korkak olduğunu
ve bi gün ansızın
otururken
elinde hiçbir şey yokken
hiçbişeye sahipliğin bilincinde
keşfedersin
aslında hiçbir zaman
iyi hissedemeyeceğini
bütün geçmiş zamanların
ve gelecek zamanların
ve şimdiki zamanların
sana okulda öğretildiğinden farklı olduğunu
ansızın keşfedersin işte
benim gibi
sıcak bi Antalya gecesinde
aşık olduğun kadının yanında yatarken
ne kadar mutsuz olduğunu
ve o günden beri mutsuzsundur aslında
ve asla değişmeyecektir
seni mutlu eden şeylerin
tek tek elinden kayıp gittiğini
geriye bir şey kalmayana dek eridiğini
keşfedersin
duvarlar ilerlemeye devam eder
duvarlar ilerlemeye devam eder
ve lanet olası duvarlar
ilerlemeye devam eder
sen dur demene rağmen
sözünü bugüne dek dinlememiş hiç kimse gibi
dinlemeyecektir sözünü
ta ki arasında ezilene dek
ta ki beynin patlayıp dünyanın sonunu göremeyene dek
ta ki hiçbir boku doğru düzgün yapamadığını
hiçbir boku doğru düzgün yaşayamadığını
anlayana dek
ta ki yerinde sayan herkes gibi
toz bulutu haline gelene dek
bi bar sandalyesinde
biranı içerken
nerede hata yaptığını düşünene dek
barın en köşesinde sıkıştığını görene dek
evinde en köşede sıkıştığın
sokakta en köşede sıkıştığın
işinde en köşede sıkıştığın
hayalinde bile köşede sıkıştığın
yatağın en ucunda sıkıştığını hissettiğinde
keşfedersin işte
benim keşfettiğim gibi
ama patentini bile alamazsın
hiç kimsenin ilgilenmediği bu boktan keşfin
hiçbir şeye sahip değilsindir
çünkü ortalama günde 500 milyon acı çekiyor olabilir
binlerce surat değişiyor olabilir
hiçbir şey yerli yerine oturmuyor olabilir
taş taş üstünde kalmıyor olabilir
hiç kimse senin kadar yalnız
ve çaresiz görünmüyor olabilir
hiçbir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını
ama her şeyin aslında
göründüğü gibi olduğunu keşfettiğinde
açtığın şişenin
içtiğin biranın
sevdiğin kadının
tüm yüreğinle
ve beyninin kalan kısımlarında iyi davrandığın insanın
sana hiç iyi davranmadığını keşfettiğinde
bütün bunların bir oyundan
ibaret olduğunu keşfettiğinde
ve lanet oyunu aslında seyretmek için
bilet parası ödeme zahmetine giren tek bir kişinin
bile olmadığını keşfettiğinde
bütün sürüler
bütün bitmişler
bütün koyunlar
bütün ölüler
ve ölümlüler kadar
basit olduğunu gördüğünde
keşfedecek bir şey kalmamıştır zaten
artık geriye..
Share:

6 Haziran 2011 Pazartesi

ördeğe basmanın cezası - fıkra

on  with No comments 
In ,  
Üç kadın arkadaş bir kaza sonucu aynı anda hayatlarını kaybedip cennete giderler.
Cennetin kapısında onları karşılayan melek:

 'Bizim burada uymanız gereken tek kural var..
O da ördeklere dikkat edin sakın üstlerine basmayın' der.
Sonra kapı açılır üç kadın cennete girerler.
Gerçekten de etrafta ördekdoludur. Üstlerine basmamak adeta imkansızdır.
Dikkat etmesine rağmen kadınlardan biri kazayla bir ördeğin üstüne basar.
Hemen Cebrail belirir.Yanında son derece çirkin bir adam vardır. Kadını kolundan adama
kelepçeler ve:Ördeğin üstüne basmanın cezası olarak sonsuza kadar bu
çirkin adama kelepçeli olarak yaşayacaksın' der.

İkinci gün kadınlardan biri yine kazayla bir ördeğin üstüne basar ve
Cebrail anında yanında çok çirkin bir adamla gelip onları kadına ceza olarak birbirlerine kelepçeler.
Üçüncü kadının gözü bu olaylardan çok korkar. Diğerlerinin akıbetine
uğramamak ve sonsuza kadar çirkin bir adama kelepçelenip yaşamamak
içinher attığı adıma acayip dikkat etmeye başlarAradan aylar geçer ve hiç
bir ördeğin üstüne basmaz.

Derken bir gün Cebrail belirir. Bu kez yanındaboylu poslu inanılmaz derecede yakışıklı bir adam vardır.
Cebrail hiçbir şey söylemeden yakışıklı adamla kadını kelepçeler ve yine birşey
söylemeden çeker gider.

Kadın artık mutluluktan uçmaktadır.O güne kadar gördüğü enyakışıklı adamla kelepçelenmiştir.
Adama döner ve: 'Ben acaba ne yaptım da sonsuza kadar senin gibi güzel bir adamla birlikte olmayı hak
ettim' der.

Adam suratı asık bir şekilde cevap verir:Vallahi seni bilmem ama ben az önce bir ördeğin üstüne bastım.
Share:

4 Haziran 2011 Cumartesi

ALKOL ALIMINA BAGLI BOZUKLUKLAR ve TEDAVI YÖNTEMLERI

on  with No comments 
In  
 
Belirti             : Ayaginiz islak ve soguk
Sebep           :
Bardak yanlis aciyla tutuluyor.
Çözüm          :
Bardagin agzini yukariya gelinceye kadar çevirin.

Belirti             :
Önünüzdeki duvarda lambalar var.
Sebep           :
Zeminde yatiyorsunuz.
Çözüm          :
Vücudunuzu zemine 90° açi yapacak sekilde konumlandirin.

 
Belirti             : Zemin bulanik görünüyor.
Sebep           :
Bos bir bardağa bakıyorsunuz.
Çözüm          :
Hemen bardagi sevdiginiz bir içecekle doldurun.

Belirti            : Zemin hareket ediyor.
Sebep           :
Sürükleniyorsunuz.
Çözüm          :
En azindan sizi nereye goturduklerini sorun.

Belirti             :
Ne zaman birisi konussa kulaginiz yanki yapiyor.
Sebep           :
Kulaginizi bardaga sokmussunuz.
Çözüm          :
Kendinizi maskara yapmayi birakin!

Belirti             :
Oda sallaniyor, herkes beyaz giyinmis ve müzik sanki tekrar  edip duruyor.
Sebep           :
Ambulanstasiniz.
Çözüm          :
Hareket etmeyin. Uzmanlar geregini yapar.

Belirti             :
Babaniz ve kardesleriniz yabanci gibi bakiyor.
Sebep           :
Yanlis evdesiniz.
Çözüm          :
Evinizin yolunu sorun.
Share:

1 Haziran 2011 Çarşamba

BASİT BİR MANTIK

on  with No comments 
In  
Harvard Üniversitesi'nin mezunlar derneğinin NewYork'ta bir şubesi
varmış. Yüzlerce eski mezun öğlenleri gelip orada yemek yermiş.
Günlerden bir gün Harvard Üniversitesi rektörü NewYork'a işi düştüğünde
oraya yemek yemeye gelmiş. Tabii ki tanınmıyor.Kapıdan girmiş ve
vestiyerdeki yaşlı zenciye şapkasını, paltosunu ve şemsiyesini uzatmış.

Saygılı vestiyer memuru yaşlı zenci şapka, şemsiye vepaltoyu almış,
bembeyaz dişlerini gösteren bir selam ve gülücük sarkıtarak, eşyaları
kabul etmiş, ama hiçbir fiş,bilet makbuz vermemiş.Rektör şaşırmış ama
bir şey dememiş. Nasıl olsa çıkarken bana yanlış giysileri verirler diye
düşünmüş, o zaman da zaten buranın müdürü benim ile beraber dışarıya
gelecek olduğu için, onu ikaz ederim ve fiş sistemini başlatırlar
yaklaşımına girmiş.

Gerçekten de mezunlar derneğinin müdürü onun yanına gelmiş, beraber
yemek yemişler, yemekten sonra da müdür rektörü kapıya kadar çıkartmış,
kapıda vestiyere gelmişler, rektör yaşlı zencininönüne dikilip,
malzemelerini istemiş, zenci gene müthiş dişlerini gösteren gülücüğünü
saçarak vestiyerin arkasına geçmiş ve doğru şapka,doğru palto ve doğru
şemsiyeyi getirerek rektörün eline tutuşturmuş. Tabiirektör fena halde
bozulmuş. Çünkü doğru malzeme kendisine geriverilince itiraz senaryosu
çalışmıyor, nutuk atılamıyor, müdür ikaz edilemiyor.Duruma bozulan
rektör gene de kurcalamaya çalışmış.

- Bu şapka, şemsiye ve paltonun benim olduğunu nereden biliyorsunuz?
diye sorarak hırçınlanmış. Zenci gene dişlerini ve saygılı selamını
sarkıtarak;

- Bunların size ait olup olmadığını bilmiyorum efendim! demiş.

İşte şimdi yakaladım! diye aşka gelen rektör derhal saldırmış: O zaman
bunları neden bana verdiniz? Zenci bir kere daha gülücük ve diş dolu
selamını saygı ile vererek yinelemiş

- Çünkü onları bana siz vermiştiniz!

Diploma, apolet, unvan, uzmanlık falan filan hiçbiri önemli değil.
Hayatta başarı için gerekli olan basit ve sağlam bir mantıktır
Share:

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Can Yücel Efsaneleri

on  with No comments 
In ,  
Can Baba hakkında anlatılan o kadar çok hikaye var  ki.. O artık bir efsane olduğundan mıdır, ettiği  küfürlerin kendine haslığından mı bilinmez; duyulduğunda "bunu söylese söylese Can Baba  söylemiştir" fikri uyandıran hikayelerdir bunlar... 
  
Bunlardan Seçmeler  

Üstad bir gün devlet büyüklerine bir şiirinde isim  vermeden "Hepiniz götsünüz" dediği için mahkemeye  çıkarılır.. 
Hakimin karşısına palas pandıras her
zamanki haliyle gelir ve elindeki kalın TDK sözlüğünü
  açar.. 
- Hakim bey "P" harfine bakalım, Türkçe'de "popo" diye
   bir kelime var mı? Yok.. Peki "K"ye bakalım, "kıç" var  mı? O da yok.. Bir de "G"ye bakalım, "göt" var mı?    Evet göt kelimesi TDK sözlüğünde var.. Demek ki sayın  hakim, bu memlekette göte göt deniyor!!! der ve beraat eder... 
xxxx

Can baba boğaziçi üniversitesinde konferans
   vermektedir. Öğrencilerden biri el kaldırıp sorar , 
-Can baba neden bütün büyük aşk şairleri erkek..
   kadınlardan aşk şairi çıkmaz mı ?? 
Can baba kendi üslubu ile yanıtlar : 
- Ne bileyim ulan, biz s.kimizlemi yazıyoruz şiiri?? 

xxxx

Türkiye İşçi Partisinin Komünist zamanlarında bir
   tüzük toplantısında herkesin komünizmi anlatmaya   çalıştığı şöyle olsun , böyle olsun dediği bir toplantıda Can Baba ayağa kalkar ve bir efsaneyi daha    patlatır.
"BEYLER BEYLER, Türkiyede komünist olmak tüzük değil
  BÜZÜK ister...

xxxx

Muhabir : Peki kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz? 
Can Baba : düşünmüyorum , S....yorum!!

xxxx

Bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın
   heyecanla yanına gelir:
- Can bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum
  anlatamam. sizin en büyük hayranınızım.
Can Baba sırıtır:
- demek öyle, yatalım o halde?
kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar:
- aşk olsun can bey!!
Can Baba cevaplar:
- aşk da olacak elbet..

xxxx

Can Babaya bir mahkeme çıkışında soru soran gazeteci şu dörtlüğü cevap olarak alır:
Ne yorum ne forum
Belki yarın konuşurum
öyle gitti ki durum
soru sorana korum
Bu da tam Can Babalık bir cevap sanırım.

xxxx

Bir televizyon programın da genç bir öğrenci soraracak
   soru bulamadığından herhalde şunu sorar 
-hangi takımı tutuyosunuz, der
can baba cevap verir,
-eşim ve ben genellikle benim takımlarımı tutuyoruz...

xxxx

Can Yücel bir etkinlikte kürsüye çıkıp şiir okumaya
   koyulmuş öksürmeye başlamış ve sonra    'öksürükler şiire dahil değildir'diye uyarmış,   şiirlerini okumayı bitirmiş tam sahneden inmeye   başlamış. Herkes şaşırmış hayret küfür etmedi bu sefer   diye.
Sonra geri dönmüş almış mikrofonu eline
'akşam akşam kafanızı S..kdim kusura bakmayın' demiş.

xxxx

can yücele sorarlar: 
-efendim nedir bizim memleketteki bu sağcılık solculuk
  davaları? 
can baba: 
-bu ülkede sabah kalktığında malafat eğer sağ tarafa kaymışsa sağcısındır, yok eğer sol taraftaysa solcu.. 
-peki sizinki ne tarafta ? 
- ileride daima ileride 

xxxx

Leman dergisinde ilk yazdığı gün metin üstündağ
   kendisini derginin son sayfasına koyunca metini aramış   ve "beni derginin kıçına koyanın gelir kıçına koyarım"
diye duygularını en güzel şekliyle belirtebilmiş bir
   adamdır. 
xxxx
seke seke geldik..
s..ke s..ke gidiyoruz...sözlerinin sahibi büyük şair Can baba, bir takım hayranları ve arkadaşlarıyla bir
    yerlerde içer, sohbet eder. aynı grup, sabahın 5'i    6'sı gibi pek de kimsenin bulunmadığı kıbrıs şehitleri caddesinde yürürken, şair birden durur ve yere yatar.   yanındakiler de aynı şeyi yaparlar. şair, gözlerini   kırpmadan gökyüzüne bakmaktadır. hayranlardan birisi dayanamayıp sorar:
- baba, ne görüyorsun, bize de söyle...
üstad, gözlerini gökyüzünden hiç ayırmadan, ondan ulvi
  ya da şairane bir cevap bekleyen vatandaşa şöyle cevap    verir:
- çok sarhoşum, ..mına koyim. 

xxxx

Bir gün tv kanallarıdan birinde canlı yayında konuk Duygu Asena şair Nazım Hikmet için 'o kartpostal şairidir' demiş. Can baba telefonla programa bağlanmış selam bile vermeden 
'Duygu hanım kart sizsiniz postalda size girsin' 
demiş ve telefonu  kapatmış... 
  
Ve Son Olarak;

Yaşadıklarını kar sanma yanına...
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün...
 


         Can Yücel 
Share: