15 Aralık 2012 Cumartesi

doğru insanı arayana


>murphy kanunlari uyarinca, dogru insan tam da beklenmeyen anda
>çikar aslinda karsimiza.
>
>
>her kalabalik kutlamaya, üzerimize en kibar elbiseler, en içten
>gülücükler alip gideriz.
>herkesin alninda ne yazar okumaya çalisiriz, gel gör ki dogru
>insan, kafada takke, ayakta sabo terlik ve dizleri çikmis bir
>esofmanla bakkala indigimizde düsen parayi yetistirmek
>
>
>için arkamizdan kosan insandir.
>ya da otobüste cep telefonunu açik unuttugumuz için tüm
>yolculardan azar isitirken, -ikarus otobüste ne abs' si- diyerek bizi
>kollayandir.
>
>
>dogru insani ararken girilen sekil semal, bizi onun için dogru
>olmaktan çikarir aslinda. en dogru en dogal olandir. bunu
>unutur, o bizi yüzlerce metreden seçsin diye satafata bogariz
>kendimizi.yüksek sesle konusuruz o ne kadar esprili oldugumuzu
>anlasin uzaklardan diye, pembe, morlara bogariz kendimizi elalem
>çok yakisiyor dedi diye, sosyal görünmek için bir merhabamiz
>olan herkesi öperiz yol ortasi rastlantilarinda.
>
>
>bu sebeple bekleyis kaybettirir aslinda ha keza arayis da. çünkü
>gerçek, yagmuru seyrederken yalnizliga aglamaktir. dogru insan
>bu ani içten içe bilen ve bu ani silmek için emek verendir. oysa
>göremeyiz. çünkü yaptigimiz satafatin benzerini bekleriz ilk
>etapta.
>
>
>karizmatik bir merhaba bekleriz belki de o her bayram mesaj
>atanimizdir. 15 yildir dogum günümüzü unutmayan ve sadece
>dost gördügümüzdür.
>belki okulda sinav dönemi bize de fotokopi çektirendir.
>
>
>dogru insan biz teklif etmeden ders çalistiran, hava sogudugunda
>ceketini verendir.
>dogru insan yalindir, dogaldir. bunu bilmek bekleme süresini
>kisaltir.
>aramak ya da beklemek degil aslolan görebilmektir. herkes için
>dogru insan vardir, önemli olan omzunuza birakilan ceketteki
>sicakligi
>
>
>hissedebilmektir."



6 Aralık 2012 Perşembe

Hayatta en az bir kere izlenmesi gereken şeyler

-anne kedinin yavrularini temizlemesi
-doğum. çocuğun çıkışı ve annenin surat ifadesi.
-gunesin dogusu - batisi.
-film bazında;godfather serisi,amerros perros*, run lola run* , reelde ise bir adamın bir kadına dayak atışını izlemeli durup insan mıyız diye düşünmek için , dream theaterı ve al di meolayı canlı izlemeli;müzik bu demenin dayanılmaz hafifliğini tatmak için ve son olarak brezilya ve almanyanın maçı izlenmeli; bizim bunlardan ne eksiğimiz vardı demek için
-martilarin ucusu, gercek bir solendir...
-bir yanardagin püskürüsü..tabi fazla yakininda olmamanin insan ömrüne faydali oldugunu irdeledikten sonra.
-galatasaray-arsenal uefa kupası maçının tamamı
-godfather, saving private ryan, matrix, gladiator, jacob's ladder, unbearable lightness of existence, il postino
-dünyayı kurtaran adam
-yılmaz güney'in duvar filmindeki hapishanede dogum sahnesi
-sabah uyandığınızda yanınızda duran "sevdiğiniz" kadın
-tabii ki canli formula 1 ve class 1 offshore dunya sampiyonasi

28 Kasım 2012 Çarşamba

Karafatma

>Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.
 Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.
> Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
> misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.
> Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
> ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.
> Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek 
> kirintilarina
> bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
> ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.
> Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
> seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne 
> kadar
> korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da 
> ne böyle?
> O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir şey yapmisim gibi 
> beni
> kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
> üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
> giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak 
> duruma
> düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
> gözle bakmamak gerekir.
> Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
> kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar 
> rahattik,
> çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
> dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
> oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep 
> yüregimizde yasayacak.
> Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli 
> karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bukadar fazla seçenegimiz yoktu.
> Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban 
> gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.
> Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman 
> Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin 
> cebine girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola 
> koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta 
> gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su 
> anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve 
> kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri 
> kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki 
> tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum. 
> Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç 
> almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem Sultan hanim 
> gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. 
> Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. 
> Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi. Bugüne kadar rahmetli Riza 
> amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi. 
> Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulurbulmaz tasinacagiz 
> buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

11 Kasım 2012 Pazar

bankacı =)‏


Çok zengin adam çok lüks bir restauranta
gider garsona siparis olarak kırmızı et, beyaz şarap ve
salata istiyorum der. Tam o sırada çok güzel bir kadın gelir ve adamın ön masasına oturur ve adamın verdiği siparişin aynısından ısmarlar. Adam yemeği yedikten sonra hesabı ister. 75 milyon hesap gelir. Adam 25 milyon a bahsis olarak toplam 100 milyon bırakır. Aynı hesap adına da gelmiştir. Fakat kadın 75 milyon bahşiş bırakır. Bunu gören adam kadına yanaşır, -'Hanımefendi, afedersiniz bir şey sormak istiyorum. Benim fabrikalarımın sayısını, paramın hesabını bilemezken 25 milyon bahşiş bırakıyorum. Siz kim oluyorsunuz da 75 milyon bahşiş bırakabiliyorsunuzKadın adama gülümser ve, -'Benim bankalarım var...' der. Adam, -'Öylemi, ben bütün banka sahiplerini ve müdürlerini tanırım, ama sizi hatırlayamadım' der.
Kadın tekrarlar,
-'Benim bankalarım var ,bakın size
anlatayım',
Kadın dudaklarını okşayarak : -'Bunlar
var ya bunlar, Şekerbank...'
Ellerini göğüslerine koyarak : -'Bunlar
Pamukbank'
Elini eteğinin önüne tutarak: -'Burası
İş Bankası', der
Adam, Ya bu bankalar iflas ederse, diye sorar.
Kadın : -'Arkada Garanti Bankası
var..'

4 Kasım 2012 Pazar

ERKEKLER İÇİN KURS

- SON KATILMA TARİHİ 30 NİSAN   ÖNEMLİ NOT: 

SINIFLARIN İÇERİĞİ SON DERECE KARMAŞIK VE ZOR OLDUĞU İÇİN 
HER BİRİNE EN FAZLA 8 KIŞI KABUL EDİLEBİLECEKTİR. 

************ ********* ****** 
KONU 1: BUZ KALIBINA NASIL SU DOLDURULUR? 
ADIM ADIM SLAYTLA AÇIKLAMA 

KONU 2: TUVALET KAĞIDI RULOSU: TAKILDIĞI YERDE KENDİNİ YENİLER Mİ? 
YUVARLAK MASA TARTIŞMASI. 

KONU 3: KLOZET KAPAĞINI KALDIRIP DUVARA VE SU BORUSUNA SIÇRATMADAN İŞEMEK MÜMKÜN MÜ? 
GRUP ÇALIŞMASI. 

KONU 4: KİRLİ SEPETİYLE YERDEKİ HALI/DÖŞEME ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR. 
RESİMLER VE GRAFİKLERLE AÇIKLAMA. 

KONU 5: TABAK-ÇANAK YEMEKTEN SONRA KENDİ KENDİNE LAVABOYA VEYA BULAŞIK MAKİNESİNE UÇARAK GİDEBİLİR Mİ? VİDEOYLA AÇIKLAMA.

KONU 6: KİMLİK KAYBI: UZAKTAN KUMANDAYI BİR PARÇANIZ OLMAKTAN KURTARMAK. 
DESTEK HATTI VE YARDIMLAŞMA GRUPLARI. 

KONU 7: ARANAN ŞEYLERİ BULMAYI ÖĞRENMEK, HÖYKÜREREK EVİN ALTINI ÜSTÜNE GETİRMEK YERİNE 
DOĞRU YERE BAKARAK BAŞLAMAYI ÖĞRENMEK. 
ACIK FORUM. 

KONU 8: EŞİNİZE ÇİÇEK GETİRMEK SAĞLIĞINIZA ZARARLI DEĞİLDİR. 
GRAFİKLER VE SES KAYDIYLA AÇIKLAMA. 

KONU 9: NORMAL İNSANLAR KAYBOLUNCA YOLU SORAR. 
GERÇEK YASAM İTİRAFLARI. 

KONU 10: BAYAN PARK ETMEYE ÇALIŞIRKEN SESSİZCE OTURMAK GENETİK AÇIDAN İMKANSIZ MI? 
ARABA KULLANMA SİMÜLASYONU. 

KONU 11: HAYAT DERSLERİ: ANNE VE EŞ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR. 
SINIFTA CANLANDIRMA. 

KONU 12: NASIL İDEAL BİR ALIŞVERİŞ ARKADAŞI OLUNUR? 
GEVŞEME EGZERSİZLERİ, MEDİTASYON VE NEFES ALMA TEKNİKLERİ. 

KONU 13: BUNAMAYLA NASIL SAVAŞILIR: DOĞUM GÜNLERİ, YILDÖNÜMLERİ, DİĞER ÖNEMLİ GÜNLER, 
UNUTUNCA NASIL ÖZÜR DİLENİR? 
BEYİN ŞOKU VE GEREKİRSE OPERASYON

21 Ekim 2012 Pazar

Fıkra +18

3 evli hanim arkadas bir kahvede bulusmuslar.
sohbet konusu, elbiselerden cocuklardan ve derken kocalara gecti.
Bir tanesinin surati asiklasti... . Nedenini sordular..
O da:
-"Dun gece biraz kasindim, yatakta Muhittin e yaklastim..
 Isteksizdi.. taşaklarını tuttum.. baktim soguk buz gibi.. sordum.. niye
taşaklarin soguk.  O, homurdanip sirtini cevirdi ve sonra da uyudu!!!!
 Kendimi cok kotu hissettim."

Ertesi gun yine 3 arkadas toplanirlar. Bu sefer ikincisinin surati asik..
Ne oldu diye sordular;*
-"Dun gece merak ettim.. bende  Kemalin taşaklarini tuttum.. baktim buz
gibi..  taşaklarin niye soguk diye sordum.. O da homurdanip sirtini
cevirip uyudu..   Ben de kendimi cok kotu hissettim.."

Iki gun sonra yine bulustular.. Bu sefer ucuncunun suratinin her tarafi
sismis ve bir gozu mosmor.
Diger ikisi sormuslar, bu halin neeee??;
-"Valla ben de merak ettim.. Kocamin taşaklarini tuttum..
simsicak ates gibi.. Bende.. merak ettim..  Nasil oluyor da, senin
taşaklarin simsicak,da Kemalle  Muhittin in taşaklari buz gibi ?? diye sorduuuuum :(((

15 Ekim 2012 Pazartesi

karizmatik cevap‏


Günlerden birgün italyan büyükelçisi Atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir. o zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi "ekselans, dün roma ile yapmış oldugum bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi" der. odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır.

Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a: " Paşa, italyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. hazır mıyız" der. fevzi Çakmak durmu anlar ve "biz hazırız Paşam" diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: "biz hazırmışız. hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der...

Karizmatik cevap budur!!!

9 Ekim 2012 Salı

DEVE :)

Kadının biri günde 4 paket Camel içiyormuş. Neyse bu kadın yaz 
tatil için Türkiye gelmiş. En büyük derdi de yüzerken sigara içememekmiş,
hatta o yüzden coğu zaman yüzmüyormuş bile. 

Fakat bu arada bir adam dikkatini çekmiş kadının. 
Adam denize giriyor, yüzüyor yüzüyor ilerideki bir kayalığın üzerine çıkıyor mayosundan bir sigara ve çakmağını çıkarıp keyifli keyifli sigarasini içip tekrar yüzerek geri geliyormuş. 

Bir, iki, üç artık kadın dayanamamış gidip adama bu işi nasıl başardığını sormaya karar vermiş ve sormuş da. Meğerse adam sıgarasını ve çakmagını bir prezervatifin içine koyuyormuş ve prezervatifi düğümleyip mayosunun içine koyarak bu işi başarıyormuş. Bizim kadın bunu duyar duymaz hemen soluğu bir eczanede almış. 

Eczacı ne istediğini sormus o da 'I want a box of preservative please' demiş. Eczacı bir kutu prezervatif çıkartmış.Kadın çok sigara koymayı planlıyor ya bakmış bakmış gözüne biraz küçük gelmiş, 
'No, No bigger than this'' demiş. Neyse adam bir boy büyüğünnden bir paket daha çıkarmış kadın yine bakmış bakmış gözüne kestirememiş, 

'No, No bigger than this' demiş, adam bir boy daha büyüğünü çıkarmış kadın onu da beğenmemiş, eczacı artık dayamamış, 

'Sorry is it for your horse?'(pardon atınız için mi lazım) diye sormuş. Kadın da bu soru üzerine 

'No, no it is for Camel' demiş..

Eczacıdan sadece bir ses duyulmuş Oooohhhhhhhaaaaa

23 Eylül 2012 Pazar

Yasam Için 13 Satir - Gabriel Garcia Marquez


1. Seni sen oldugun icin degil, seninle birlikte oldugumda ben
oldugum için seviyorum.

2. Hiç kimse gözyaslarini hak etmez, onlara layik olan kisi ise
seni
aglatmaz.

3. Sen istediginde sana asik olmamasi, sana asik olmadigi
anlamina gelmez.

4. Gerçek arkadas, elini tutan, kalbine dokunandir.

5. Birisine yabancilasmanin en kötü biçimi yaninda oturuyor olup
ona hiç bir zaman ulasamayacagini bilmektir.

6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün oldugunda bile!
Gülümsemene kimin, ne zaman asik olacagini bilemezsin.

7. Tüm dünya için sadece bir kisi olabilirsin fakat bazilari
için sen bir dünyasin.

8. Zamani onu seninle birlikte geçirmeye hazir olmayan biriyle
geçirme.

9. Belki de Tanri uygun kisiyi tanimandan önce yanlis kisilerle
tanismani, onu tanidiginda minnettar olman için istedi.

10. "Bitti" diye üzülme, "yasandi" diye sevin.

11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktir, yapman gereken
insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güvenecegine daha
fazla dikkat etmektir.

12. Birini daha iyi tanimadan ve bu kisinin senin kim oldugunu
bilmesinden önce kendini daha iyi bir kisiye dönüstür ve kim
oldugunu bilerek kendine güven.

13. Kendini çok zorlama, en güzel seyler onlari en az beklediginde
olur.

"YASANAN HERSEYIN BIR SEBEBI VARDIR"

1 Eylül 2012 Cumartesi

İnsan vücudu...


Bir insanin vücudunu olusturan tüm organlari parçalanip satildiginda
42.5 trilyon lira ediyormus. En pahali parça ise "kemik iligi"ymis. Yani
birisi gelip size;
"Kaç paralik adamsin len" diye çikisirsa, gönül rahatligiyla
"42.5 trilyonluk adamim" diyebilirsiniz ;)))

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kıçınızdan Çıkan Çeşit Çeşit Bokun Listesi...

hayalet bok: sictiginizi zannedip de tuvalete baktiginizda goremediginiz bok.

temiz bok: sicip tuvalette gordugunuz ama kiciniza bulaşmayan bok.

vicik bok: ozellikle eger bati dunyasinin taharet musluguna sahip olmayan tuvaletlerinden birindeyseniz 50 kere sildikten sonra hala kicinizda kalan bok ceşidi. eger kicinizi yikama imkanina sahip degilseniz, kicinizla donunuz arasina tuvalet kagidi koymaniza neden olan bok.

ikinci dalga: tam sicip ayaga kalkmişken daha kakaniz oldugunu anlamaniza neden olan bok



>diet bok: o kadar cok sicarsiniz ki 3-4 kilo kaybedersiniz. işte o bok.
>
>anaconda: o kadar uzundur ki, tuvalet fircasiyla parcalara ayirmadan sifonu 
>cekmeye korkarsiniz. (cunku
>sifondan gelen su anacondaya carpip her tarafa sicrayabilir)
>
>tersine havai fişek gosterisi: cok kisa bir zamanda icinizdeki bok
>parcaciklarini bol gazla birlikte fişkirttiginiz durum. genelde tuvaletin
>her tarafinin kirlenmesine ve “bu muydu?” demenize sebep olur.
>
>misir boku: eh… misira benzeyen bok.
>
>ah keşke sicabilseydim boku: bu bok kicinizdan cikmamakta israr eder ve
>uzun sure oturmaniza ve bir kac kere osurmuş olmaniza ragmen icinizde
>kalir. kabizlikla yakindan alakasi olsa da kabiz olmadiginiz durumlarda da
>bu boktan uretebilirsiniz.
>
>demir bok: cikarken o kadar cok acitir ki, cikan şeyin demirden ve
>enlemesine cikiyor oldugunu duşunursunuz.
>
>islak popo boku: bu bok kicinizdan o kadar hizli cikarki, tuvaletteki suyu
>poponuzun her tarafini az cok islatacak şekilde sicratir. bu sicişin
>ardindan duş almak dinimizce tavsiye edilmektedir.

>sivi bok: adi ustunde kicinizdan cikan kahverengi siviyla tuvaletin her
>tarafini berbat etmenize neden olan bok. o kadar sividir ki, bunu işemenin
>mumkun oldugunu duşunursunuz.
>
>bol sarimsakli işkembe boku: o kadar kotu kokar ki, evin tamamini
>havalandirmak icap eder. bu bokun muhtemel nedeni icerken yediginiz onlarca
>sarimsakli mezenin ustune ictiginiz bol sarimsakli işkembe cormasidir.
>
>sosyete boku: koca cussesine ragmen kokmadigi duşunulen bok.
>
>kucuk şirin pipildekler: ozellikle kamuya acik tuvaletlerde sictiginizda,
>defalarca sifon cekmenize neden olan bok. iki uc kere sifonu cekmiş
>olmaniza ragmen, hala bazi kucuk top gibi parcaciklarin suda yuzdugunu
>gorursunuz.
>
>isyankar bok: bu osurmaya calişirken kacirdiginiz boka verilen isimdir.

>genelde evinizde degilken başiniza gelir ve donunuza bulaştigi icin butun
>gun sizi rahatsiz eder.
>
>komando bok: kicinizi temizlerken, poponuzun kenarina asili kalarak
>duşmemeyi başarmiş olan oldukca buyuk bok parcasina verilen isim.
>
>buzul boku: yarisi suyun icinde yarisi da suyun dişinda duran bok.
>
>gulle bok: cok kuvvetli bir osurukla birlikte kicinizdan firlayan buyuk bok
>parcasina verilen isim. genelde klozetin kirilip kirilmadigini kontrol
>etmenize neden olur.
>
>şakaci bok: kicinizdan cikar gibi olur, fakat cikti sanip gevşediginizde
>geri girer. yarisi gozukur, sonra tekrar iceri girer. bunu cikarmak pek
>zordur. en iyi yontem yarisini cikarmayi başarinca cikan ksimini tuvalet
>kagidi ile silmektir.
>
>keci boku: kucuk kucuk parcalar halinde cikan ama sic sic bitmeyen bok. bir
>nokta da sikintidan sicmayi birakirsiniz, cunku hic bitmeyecek gibidir.
>
>simge boku: kicinizdan yavaş yavaş cikar ve yayila yayila serilir. kalkip
>baktiginizda kesin bir harfe ya da simgeye
>benzetirsiniz.
>
>yanici bok: kicinizi o kadar cok yakar ki, kibrit caksaniz yanacagina emin
>olursunuz.
>
>cifte yogunlukta bok: sicitiklarinizin bir kismi su da yuzerken, bir kismi
>suya batmiştir. aralarda bazi “buzul bok”larina da rastlanir.
>
>tikac: sictiginizda tuvaleti tikayan, sifonu cekince de suyun taşmasina
>neden olan nadir bok ceşidi. uzun sureli kabizliktan sonra iyi bir siciş bu
>etkiyi gosterebilir.
>
>ruyalarinizin boku: uzun sureli kabizliktan sonra hayal edeceginiz bok
>ceşidi.
>
>beton: ruyalarinizin bokunun hayata gectigi bok. bazen tikac şeklinde de
>gorulebilir.
>
>kayip bok: sictiktan sonra dogrudan tuvalet deliginden gecip gozlerden
>kaybolan bok.
>
>gokkuşagi boku: ceşit ceşit renkte meyve sebze etc.yi yedikten sonra iyi
>sinderemeden sicarsaniz oluşacak olan bok..
>
>sarkit: sicarken kicinizdan ayrilmayan, bir sure asili kalan bok.
>biraz sallanarak duşurmeye calişabilirsiniz.
>
>utangac bok: tam sicacakken, tuvalet kapisinin onunde birileri oldugunu
>hissettiginizde iceri kacan bok.
>
>uyuşturucu bok: cok uzun surede ciktigindan ayaklarinizin uyuşmasina neden
>olan bok.
>
>beklenmedik misafir: tam işerken kicinizdan kacan bok.
>
>gokgurultusu: bu bok kicinizdan cikarken o kadar cok ses cikarir ki hem
>inanamayip gulumsersiniz, hem de ev ahalisine rezil oldugunuz icin kontrol
>etmeye calişirsiniz fakat kontrol etmeye calişikca daha cok ses
>cikarabildiginizi anlayip daha cok gulumsersiniz.





18 Ağustos 2012 Cumartesi

Tamamen gerçek mahkeme tutanaklarıdır...


SORU : Doğum tarihiniz nedir? CEVAP: 15 Temmuz
SORU : Hangi yıl?
CEVAP : Her yıl

SORU : Hastalığınız hafızanızı etkiliyor mu?
CEVAP : Evet
SORU : Peki ne şekilde etkiliyor? CEVAP : Olayları unutuyorum.
SORU : Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verebilir misiniz?

SORU : Sizinle yaşayan oğlunuz kaç yaşında? 
CEVAP : Ya 38 ya da 35 Hangisi olduğunu hatırlamıyorum.
SORU : Ne kadardır sizinle yaşıyor?
CEVAP : 45 yıldır...

SORU : Kocanız uyandığı zaman, size söylediği ilk şey neydi?
CEVAP :Bana ''Neredeyim ben, Canan?'' dedi. SORU : Peki bu niçin canınızı sıktı?
CEVAP : Çünkü benim adım Suzan...

SORU : Korna çaldınız mı?
CEVAP :>Kazadan sonra mı?
SORU : Kazadan önce.
CEVAP : Tabii; 10 yıl boyunca...

SORU : Kadının üç çocuğu vardı değil mi?
CEVAP : Evet.
SORU : Kaçı  erkekti?
CEVAP : Hiçbiri.
SORU : Hiç kız çocuğu var mıydı?

SORU : Merdivenlerin bodrum katına indiğini söylediniz. CEVAP : Evet.
SORU : Aynı merdivenler yukarı çıkıyor muydu?

SORU : İlk evliliğiniz nasıl sona >erdi?
CEVAP : Ölümle.
SORU : Ölen kimdi? > >

SORU : Saldırganı tarif eder >misiniz?
CEVAP : Orta boyluydu, sakalı vardı.
SORU : Kadın mıydı, erkek miydi? > >

SORU : Vücudu incelediğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? >CEVAP : Otopsi 18.30 da başladı.
SORU : Adam ölüydü değil mi?
CEVAP : Yok, masada >oturmuş, neden üzerinde otopsi yaptığımı merak >ediyordu!

7 Ağustos 2012 Salı

Satış


Diplomatin biri fakir bir adama gider ve:
>
>- Oglunun evlenmesini saglayabilirim, der.
>
> Fakir adam yanitlar:
>
> -Asla oglumun hayatina karismam.
>
> -Ama kiz Lord Rothschild'in kizi.
>
> -O zaman baska...
>
> Diplomatin siradaki duragi Lord Rothschild'dir:
>
> -Kiziniz icin bir kismet buldum Lordum.
>
> -Ama benim kizim evlenmek icin cok kucuk.
>
> -Ama bu delikanli hali hazirda Dunya Bankasi Baskan Yardimcisi.
>
> -O zaman baska...
>
> Diplomat bu sefer solugu Dunya Bankasi baskaninin yaninda alir:
>
> -Size baskan yardimcisi olarak tavsiye edecegim bir delikanli var.
>
> -Ama benim simdi ihtiyacimdan fazla baskan yardimcim var zaten.
>
> -Ama bu cocuk Lord Rothschild'in damadi.
>
> -O zaman baska...

5 Ağustos 2012 Pazar

Sütanne - fıkra


Adam evlenir, 10 sene geçer çocuğu olmaz. Yurtdışına
>>>>göreve gider.
>>>>
>>>>Hanımından gelen mektupta hamile olduğu yazılıdır. Yurda döndüğünde ise
>>>>hanımı doğurmuştur ama çocuk zencidir.
>>>>
>>>>Hanımına sorar:
>>>>
>>>>"Hanım ne sizin sülâlede ne de bizim sülâlede zenci değil, esmer bile 
>>>>yok;
>>>>bu iş nasıl oldu?"
>>>>
>>>>Hanım:
>>>>
>>>>"Çocuğu doğurduktan sonra sütüm gelmedi mecburen bir sütannesi tuttuk,
>>>>onun sütünü emdi. Sütanne zenciydi herhalde bu yüzden böyle
>>>>oldu" der.
>>>>
>>>>Adam ikna olmuşa benzer ama içinde yine de ufak bir kuşku vardır ve 
>>>>"bunu
>>>>bilse bilse annem bilir" düşüncesiyle annesine sorar.
>>>>
>>>>Anne:
>>>>
>>>>"Olmaz olur mu oğlum, tabii ki olur. Seni doğurduğumda benim de sütüm
>>>>gelmemişti ve inek sütüyle beslemiştim. Bak boynuzların çıkmaya başlamış
>>>>bile!"

2 Ağustos 2012 Perşembe

ZEKİ KADINLAR

 KARI & KOCA   


Bir çift hiç konuşmadan arabayla yolda gitmekteydi. Daha önceki bir tartışma münakaşaya dönüşmüştü ve hiçbiri teslim olmak istemiyordu. Keçi, katır ve domuzlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken koca, alaycı bir biçimde sorar: 'Akrabaların mı?’

Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, 'Senin taraftan akrabalarım'

KELİMELER


   Kocası karısına kadınların bir günde kaç kelime kullandığına dair bir makale okuyordu... ‘Erkeklerin 15,000 kelimesine karşılık 30,000 kelime’

Karısı yanıtladı: 'Sebebi erkeklere her şeyi tekrar etmek zorunda olmamızdır.'

Kocası karısına döndü ve sordu: 'Efendim?'

YARADILIŞ


  Bir gün bir adam karısına sordu: 'Aynı zamanda nasıl hem bu kadar salak, hem de bu kadar güzel olabildiğini anlamıyorum.'

Karısı yanıtladı: 'Açıklamama izin ver. Allah beni sen çekici bul diye çok güzel yarattı; Allah beni seni çekici bulayım diye çok salak yarattı!'


KONUŞMAMA CEZASI 


 Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı. Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine 'Lütfen beni sabah 5:00 da uyandır.' yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin 9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını farketti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken yatağın yanında bir parça kağıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan' yazmaktaydı.



Erkekler bu tip yarışmalar için yeterli donanıma sahip değiller. Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, ancak şaheserden önce her zaman bir kabataslak vardır.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Mutsuzluğa da var mısın?

"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun.
Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin"


deyince loş karanlıktaki ses, ben daha başlarken bittim, daha başlarken
daldım gittim zaten..
Sahne bir teras.. Masada bir kadın.. Ötede yüksekliğin başında bir erkek
ayakta. Önde teras duvarında bir başka erkek daha uzun oturmuş.. Önlerinde
kadehler.. Sigaralar.. Yanda bir piyano.. Başında bir piyanist.. Yanında iki
şarkıcı.. Hepsi sliuet gibi..
Cemal Süreya gecesindeyiz İş Sanat'ta.. Atila ve Mehmet Birkiye, Serdar
Yalçın'la bir araya gelip, harika "Şair" geceleri düzenliyorlar.. Duyunca
koşup gidiyorum.. Serdar çalıyor.. Bu gece operamızdan, Folklorama'dan
Hüseyin ve Özlem söylüyorlar, dünyanın en güzel aşk şarkılarını.. Hani
damardan.. Metin, Hakan ve Tilbe de Cemal Süreya'yı okuyorlar..


Cemal Süreya aşkı, cinselliği, erotizmi ve sevgiyi en çarpıcı, en duygulu
yazanlardan..
Gözlerini de alıp giden geliyor, gözlerimin önüne karanlıkta.. Gözleri
geliyor.. Işıl ışıl..
Gidince bitmiyor ki iş.. Gidince sevmek bitmiyor ki.. Belki asıl o zaman
başlıyor..
Yaşananları taşımak kolay.. Anılar zor.. Yok canım.. İlle de büyük anılara
gerek yok, hatırlamak için.. Çamların altındaki buseler falan değil.. Öyle
basit, öyle küçük şeyleri hatırlıyorsunuz ki.. Hatırlatıyor ki onu..
Bir gece yarısı eve gelmişiz. Dışarısı karlı.. Dışarısı buz gibi.. Apartman
kapısından giriyoruz. Saniye sonra sıcacık yuvamızda olacağız. Kapımızın
kilidine anahtarı sokmak yerine asansöre koşuyorum.. Çağrı düğmesine basmamı
şaşkınlıkla izliyor.. Mana veremiyor.. "Şaşırdın mı" diyor..
Bir zamanlar sekizinci katta oturmuştum. Soğuk gecelerde eve geldiğimde, üst
katta duran asansörün gelmesini beklemek, asır gibi gelirdi bana..
"Bizden sonra gelen olursa, o da çabuk kavuşsun evine" dedim, dönüp anahtarı
deliğe sokarken.. Sarıldı boynuma.. "Alem adamsın" dedi yanağıma dudaklarını
değdirirken..
"Seni biraz da bunun için seviyorum.." Apartman kapısından her girişte.. Tam
karşıda duran asansörün gene altıncı katta durduğunu gördüğümde..
Yani her gece eve girerken.. Yanaklarımda o sıcak nefes dolaşıyor sanki..


Sevmek hem de nasıl, hatırlamaktır!..
Hatırlamak beklemeyi getirir ardından..
Bitmiştir.. Bittiğini bilirsiniz.. Dönmeyeceğini de.. Gözlerini alıp
gitmiştir o.. Ama beklersiniz.. Kapının zilinin çalmasını beklersiniz..
Çalan telefonun ardından, cevap makinesinden onun sesini beklersiniz..
"Aloo.. Orda kimse var mı?." Orda kimse hep var.. Ama artık soran yoktur..
..ve de o kahrolası cep telefonu.. Eve gelirsiniz.. Mesaj işareti yanar
ekranında. Sarı bir zarf.. "Ondan mı?.."
O umut var ya.. O imkansıza dahi umutlanmak .. İnsanı ayakta tutan, yaşatan
umut.. Sizi durmadan beklemeye mahkum eden umut..
Lanet.. Bir reklam mesajıdır gelen.. Telefonu şömineye fırlatmak gelir
içinizden.. Fırlatmazsınız.. Ertesi günü beklersiniz..


Sevmek hem de nasıl, beklemektir..
..Ve beklenti acı getirir.. Günler, haftalar, aylar boyu beklemek acı
getirir.. Hele boşu boşuna beklediğini bile bile bekledin mi, acı derinden
vurur yüreğini..
İnsan mutluyken herşeyi ve herkesi sever. Ya da sevdiğini sanır.. Mutluluk
içinde sınanması mümkün değildir sevginin.. Ölçülmesi hele mümkün değildir..
Asıl mutsuzken, asıl yanında yokken, asıl bırakıp, gözlerini de alıp
gitmişken anlarsınız ne kadar sevdiğinizi.. Acının yoğunluğu, sevginin
ölçüsü olur..


Sevmek hem de nasıl, acı çekmektir..
Cemal Süreya'nın dizelerini Tilbe okuyordu kendime geldiğimde..


"Kim istemez mutlu olmayı
Mutsuzluğa da var mısın?"


"Varım be" dedim.. "Varım.. Beni mi korkutacaksın.."
Mutsuzluk olmasa, insan mutluluğu bilebilir miydi?..
Sevmek hem de nasıl, mutsuz olmaktır!..


HINCAL ULUÇ

29 Temmuz 2012 Pazar

16 Mart Katliamı


16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi'nden çıkmakta olan sol görüşlü 
öğrencilere yapılan bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci öldürüldü, 41 
öğrenci yaralandı.
12 Eylül faşist darbesine giden sürecin planlanmış yol haritasında 
katliamlar sayfasını açan ilk olay buydu.
Faşist saldırıda Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah 
Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt yaşamını yitirdi.
Katliam sonrası toplanan on binlerce kişi "Faşist katillerden hesap 
soracağız, anıları yaşayacak" şeklinde sloganlar attı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2'nci sınıf öğrencisi olarak o dönemi 
yaşayanlardan biriyim, biliyorum.
28 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, acıyla gördüğümüz şu: Katliamı 
gerçekleştiren faşist katiller bulunamadı. Bulunamadığı için hesap 
sorulamadı.
Bulunsaydı da sorulacağı çok şüpheliydi...
Maalesef, bir avuç arkadaşları ve aileleri dışında, katliamda hayatlarını 
kaybedenler toplumsal hafızadan silindi.
O zaman, sol görüşlü öğrencilerin sık sık tekrarladığı şu dörtlük vardı:
"Hain tuzaklarda
Kan uykularda
Vurulduk ey halkım
Unutma bizi..."
Ne acıdır ki, faşist darbecilerin lideri, bugün üniversitelerde, 
televizyonlarda, sosyete mekanlarında başköşelerde ağırlanıyor ama bu faşist 
darbenin gerçekleşmesi için planlanan katliamların ilki olan 16 Mart'ta 
silahsız, savunmasız biçimde öldürülen öğrenciler toplumsal hafızamızda 
kendilerine bir yer bulamıyor.
Daha da acı olanı katliamı gerçekleştiren faşist katillerin prototipleri 
televizyon dizilerinde ve o dizilerin oynatıldığı grupların gazetelerinde 
Polat olarak, Memati olarak, Doğubey olarak halkımıza kahraman kılığında 
takdim ediliyor.
Oysa, faşist katillerin acımasızca katlettiği o öğrencilerin elinde silah 
yoktu, bıçak yoktu, bomba yoktu...
Ellerinde ders kitapları ve üniversite yemekhanesinden alınmış soğuk yumurta 
ve tavuktan oluşan kumanya paketi vardı.
Çünkü faşist saldırılar nedeniyle üniversitede yemek yemeleri imkânsız hale 
gelmişti.
Bombalı saldırı sonrası yere serildiklerinde ellerindeki kitap ve kumanyalar 
akan kana karışmıştı.
12 Eylül faşist darbesi 17 yaşındaki solcu çocukları darağacına gönderirken 
16 Mart katliamının muhtemel faillerini sorgudan bile geçirmedi.
Ve Türkiye binlerce masum evladının katledilmesi pahasına gerçekleştirilen 
faşist diktatörlükle, daha sonraki demokratik süreçte de yüzleşmedi, 
hesaplaşmadı.
Bu hesaplaşma yapılamadığı için, ülkemiz hâlâ daha ağır bir militarist 
kültürün, en ufak demokratik ve aykırı bir canlanmada galeyana gelen faşist 
ve katliamcı atmosferin etkisinden kurtulamıyor bir türlü.
Evet, biraz hüzünle de olsa, tekrarlayalım:
Hain tuzaklarda
Kan uykularda
Vurulduk ey halkım
Unutma bizi...

20 Temmuz 2012 Cuma

Politikanın tarifi

çocuk babasina sorar: "baba politika nedir?" baba söyle der: "bak oglum, ben eve para
>>>>>>getiriyorum,
>>>>>öyleyse ben
>>>>>> kapitalistim. annen parayi yönetir, öyleyse o hükümettir.
>>>>>>deden paranin doğru idare edilip edilmedigine dikkat eder, 
öyleyse o da sendikadir. hizmetçi kiz ise isçi sinifidir. bizlerin ise tek hedefi vardir, senin rahatligin. dolayisiyla sen de halksin.
ve altinda bezi ile yatan küçük kardesin ise gelecektir. söyle 
bakalim anlayabildin mi?" çocuk düsünür ve o gece babasinin
anlattiklarini düsünecegini söyler. gece yarisi cocukuyanir. cünkü kücük
kardesi >altini pisletmistir ve aglamaktadir. ne yapacagini bilemeyen 
çocuk anne ve babasinin yatak
>>>>>odasina gider. annesi yalniz ve derin bir sekilde uyumaktadir, öyle ki
onu uyandiramaz. hizmetçi kizin odasina gider. bakar ki babasi 
>>>>>>hizmetçi kizla yatmaktadir. dedesi de pencereden gizlice onlari
>>>>>>izlemektedir. hepsi öyle mesguldürler ki çocugun orada oldugunu
>>>>>>farketmezler bile. çocuk hiçbir sey yapamadan yatagina geri döner. 

>>>>>>Ertesi sabah baba çocuga kendince politikanin ne oldugunu
anlatmasini
>>>>>>ister. "evet" der çocuk, "kapitalizm" isçi sinifini kötüye
>>>>>>kullaniyor... sendika bunu seyrediyor... bu arada hükümet 
uyuyor...
>>>>>> halk ise dikkate alinmiyor... ve gelecek bokun içinde
>>>>>yatiyor!
>>>>>> iste politika >budur...

17 Temmuz 2012 Salı

Temelle Yunan askeri

Temel askerligini yunan sınırında yapıyormuş.
 Temel'in canı çok sıkılıyormuş.
 Yunan'a bir ıslık çalmış elleriyle "Havacı mısın?" 
işareti yapmış,Yunan aldırmamış.
 Bir ıslık çalmış elleriyle "Karacı mısın?" işareti 
yapmış, Yunan aldırmamış.
Bir ıslık daha çalmış "Denizci misin?" anlamında yüzme 
işareti yapmış, yunan aldırmamış.
 Bir ıslık daha çalmış. El haraketi yaparak "Topçu 
musun?" demiş, yunan aldırmamış.
 Bir ıslık daha çalmış "Gözcü müsün?" anlamında dürbün 
işareti yapmış, yunan aldırmamış.
 Nöbetler degişmiş sıra yine Temel'le Yunan'a gelmiş.
 Yunan'a hadi sınıra git demişler yunan da:
 - "Ben oraya gitmem. Orada bir deli türk askeri var, 
bana hava kararınca yüzerek gelip sana bir koyacam gözlerin 
fırlayacak diyor.

13 Temmuz 2012 Cuma

Ön yargiya dair‏

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ayrılmış tek başına
>yasayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda
>yaralı bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye baslar. 
>
>Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz.
>
>Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.
>Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğar.
>Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. 
>Günler geçer ve kadın bir gün
>birkaç dakikalığına bile olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak
>zorunda kalır.
>Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır.
>
>Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. 
>Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe
>saldırır ve oracıkta öldürür hayvani.
>Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.
>Anne odaya yönelir.
>Ve
>odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran
>parçalanmış bir yılanı görür.
>
>Einstein'in söylediği rivayet edilen bir söz var: 
>"
>İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zordur".
>
>
ÖNYARGILARINIZI BEYNINIZDEN SILMEK VE KALBINIZDEN SEVGIYI EKSIK ETMEMEK 
>DILEGIYLE

11 Temmuz 2012 Çarşamba

SADECE DOĞUM GÜNÜNÜZÜ GİRİN

http://www.hediyedenizi.com/DogumGunu/dogum_gunu.php

 
Siz doğduğunuz gün acaba AY dünyadan nasıl görünüyordu Doğduğunuz gün dolar kaç paraydı mark kaç paraydı. Doğduğunuz günkü hürriyet gazetesi ilk sayfası nasıldı. Kaç eşek yaşındasınız. O yılın hit parçaları neydi. Asgari ücret kaç paraydı gibi işinize yaramayacak ama okumak isteyeceğiniz bir sürü bilgi.

29 Haziran 2012 Cuma

KANSERİN ÖLÜMÜ

Arkadaşlar. Yeniköy Mimarlar Sitesinde komşum ve meslekdaşıma 30 yıl evvel doktorlar 6 ay ömrü kaldığını söylediler. Ailesini bu sonuca alıştırdı; evin tüm ihtiyaçlarını gördü, temin etti; kendini ölüme hazırladı. Buğday çimlenmesinin hastalığa iyi geldiğini bir yerde okumuş. Evin bir odasına toprak döşedi; orada buğday yetiştirdi; buğday çimini mikserde öğüterek her gün ve devamlı içti. 30 yıldır yaşıyor. Artık çime de gereksinimi kalmadı. Sağlıklı günler dileğiyle...
Yılmaz Ergüvenç


KANSERİN ÖLÜMÜ MUTLAKA OKUYUN!
ASRIMIZIN EN KÖTÜ HASTALIĞI İÇİN HER BİLGİNİN ÖNEMİNE İNANDIĞIMDAN ELİME GELEN BU MAİLİ HERKESE GÖNDERİYORUM.

Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz. 
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir. 
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
- Evet herkes üretebilir.
- İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir. 
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür. 
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır. 
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir. 
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir. 
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
- Tüm beden tedavisi nedir?
- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu. 
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi. 
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu. 
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.

Dr. Serap KIRMIZI
Uludag University
Faculty of Science and Arts
Department of Biology
16059 Gorukle/Bursa TURKEY